Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar - Muhammedî İslam'ın Tebliğcisi

Kur’an İle Aldatmanın “Ulu’l- Emre İtaat” Boyutu

Eleştiri, hesap sorma ve itirazın ihanet yaftasıyla yaftalandığı bir dönemdeyiz. Bu durum aslında yeni değil. İslam tarihinin büyük bir bölümünün itaatle ihanet kavramları arasında geçtiği inkarı mümkün olmayan tarihsel ve sosyolojik bir gerçek. Bu aynı zamanda egemen politik bir realite.

Bu içerik 29 Ocak 2020 20:48 tarihinde eklendi ve 2.337 kez okundu
Kur’an İle Aldatmanın “Ulu’l- Emre İtaat” Boyutu

Kur’an İle Aldatmanın “Ulu’l- Emre İtaat” Boyutu

Eleştiri, hesap sorma ve itirazın ihanet yaftasıyla yaftalandığı bir dönemdeyiz.  Bu durum aslında yeni değil. İslam tarihinin büyük bir bölümünün itaatle ihanet kavramları arasında geçtiği inkarı mümkün olmayan tarihsel ve sosyolojik bir gerçek. Bu aynı zamanda egemen politik bir realite.

İslam’ın haksızlığa isyan dini olma özelliğini Allah’a itaat kavramı üzerinden yöneticilere itaat yozlaşmasına kurban edenler bunun için her devirde Kur’anî hüküm ve inançları istismar ettiler. Açıklıkla belirtelim ki dinsel kural ve inançların politik amaçlar doğrultusunda istismarı, Tanrı elçisi Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra başladı ve git gide yükseldi. Emevilerle birlikte artık istismar tümüyle kurumlaştı ve din, yöneticilerin iktidarlarını tahkim ve takviye için yararlandıkları çok kullanışlı bir aygıta dönüştü.   

Valiyi, veziri, sultanı eleştirmek Kur’an’a, dolayısıyla da Allah’a muhalefet olarak değerlendirildi. Böylece irtidat ve mürted mefhumları, farklı düşünen herkesin başının üzerinde sallanıp duran bir kılıç gibi işlev gördü. Yöneticilere yönelik her türlü muhalefet dinden dönme / irtidat hadisesi olarak nitelendiği gibi bu işin failleri de mürted olarak katline ferman çıkarılanlar zümresine dahil edildi.

Bu sapkın anlayışın günümüzde de sürdürülmekte olduğu gerçeğini inkar etmemiz mümkün değil. Bugün için meşru ve makul muhalefeti yaftalama işi; vatana ihanet, dış güçlerin oyununa gelmek, sözde siyasete alet edilmemesi gereken konuları siyasete alet etmek, halkı birbirine düşürmek, kin ve nefrete yol açmak vb. nitelemeler etrafında seyretmektedir. 

Aslında bu yanlış değerlendirme ve sapkın anlayışın kökeninde Kur’anî bir hükmün dejenerasyonu var. Nedir o hüküm? Önyargısız bir biçimde ve sükunetle yanıt verelim…

Kadınlar Bölümü 59. Sözde / Nisa Suresi 59. Ayette “sizden olan buyruk sahiplerine de itaat edin” gibi bir ifade yer alıyor. Bu ifadenin Arapça özgün halinde geçen “Ulu’l-Emr” yani “buyruk sahibi” sözüyle kastedilenler kimlerdir?

Egemen dinsel anlayışa göre bu ifadeyle kastedilenler; sultanlar, halifeler ve onların görevlendirdiği tüm yöneticilerdir. Bu anlayışa göre sultana, halifeye ve oların valilerine itaat etmek farzdır. Lakin bu anlamlandırma bizce kesinlikle isabetli değildir. Zira sözde / ayette “sizden olan” ifadesi vardır. Bir yöneticinin itaati hak etmesi için bizden olması gerekir. Peki, Kur’an’a göre sizden derken kimler kastediliyor?

İşte bu soruya verilecek yanıt aslında dinin bir sosyal mücadele hareketi olarak gerçek konumunu ve mahiyetini ortaya koyacaktır. Bir yöneticinin bizden olabilmesi için bizim gibi “mustazaf” olması gerekir.  Mustazaf, zayıf düşürülen, ezilen, mağdur olan demektir.

Kur’an’da Öyküler Bölümü 5. Sözde / Kasas Suresi 5. Ayette geçen ezilenleri önder kılmak ifadesi ile mazlumların iktidarı anlatılmak istenmektedir. Mazlumlar ancak kendi içlerinden olan bir yöneticiye yani Ulu’l-Emr’e itaat ederler.

Zalim bir yöneticiye itaat ise aslında hakka ve halka ihanettir. Bu, Allah’a başkaldırıp zalime boyun eğmek demektir. Bu sebeple her Ulu’l- Emr aslında itaati hak ediyor değildir. Lakin egemen İslam ulemasının çoğu bir yönetici yani sultan yahut halife Allah’a, peygambere, ahiret gününe iman ettiğini söylüyorsa o bizdendir demişler ve ona itaati farz görmüşlerdir. Onun zalim olup olmadığını bir kıstas olarak göz önünde bulundurma gereğini pek duymamışlardır. Hatta Müslüman bir sultan zalim bile olsa ona isyan edilmez, itaat edilir, zulmüne ise sabredilir, demişlerdir. Buna karşı çıkan alimler de olmuştur. Sözgelimi; İmamı Azam Ebu Hanife gibi…

İmamı Azam Ebu Hanife zalim yöneticiye itaat caiz değildir. Ona isyan vaciptir, şeklinde fetva vermiştir. Nitekim kendisi de zalim Emevi ve Abbasi halifeleriyle daima mücadele etmiş ve asla itaat etmemiştir. Nitekim bu Kur’anî davranışının bedelini de zindanda işkence altında can vererek ödemiştir.

İtaate layık olan bir yöneticide bulunması gereken nitelikler vardır. Bu nitelikler o kişide yoksa ona itaat edilmez. Kendisi Müslüman bile olsa itaat edilmez. Peki, nedir o nitelikler?

Kur’an’ın, itaate layık yöneticide bulunmasını istediği üç nitelik şunlardır:

  • İman. Bu nitelik birilerinin sandığı gibi Allah’a iman yahut genel manada İslam’a iman etmek demek değildir. Bu ilke, güvenilir olmak anlamında bir ilkedir. Zira iman sözü Kur’anî açıdan her şeyden önce güvenilir olmak manasını taşır. Mümin, güvenen ve güvenilen demektir. Yönetici de mümin olmak zorundadır. Yani yönetici güven veren biri ve yönettiklerine güvenen biri olmalıdır. Mümin sözü malum olduğu üzere Allah’ın adlarından da biridir. Allah’ın adı olmak bakımından mümin sözü, kendisine inanılan, güvenilen ve güven veren demektir. İşte yöneticide bulunması gereken en önemli nitelik budur.
  • Bu ilke işleri ehline vermeyi ifade eder. Yöneticinin kendisi de yönetme konusunda ehil olmalıdır. Ehil olmayan bir yöneticiye itaat edilmez. Onun görevlendirdiği görevliler de ehil olmak zorundadır. Ehil değilse onlara da itaat edilmez. Aksi halde toplumsal sorunlar baş gösterir. Halk mutlu ve huzurlu olamaz.
  • Bu ilke Kur’an’ın en önemsediği ilkedir. Adalet ve adil olmak, Kur’an’ın öğüdü değil doğrudan doğruya emridir. Nitekim Kur’an’da; “Allah size adaleti emreder…” (Bal Arısı Bölümü, 90. Söz) şeklinde bir ifade söz konusudur.

 

Bize göre bu üç niteliğe sahip her yöneticiye itaat edilmelidir. Ancak bu itaat her yaptığını sorgusuz sualsiz desteklemek değildir. İtiraz etmek, farklı görüş ve öneriler sunmak kesinlikle itaatsizlik olarak görülemez. İtaatsizlik başkaldırmak demektir. Başkaldırıp onu yöneticilikten uzaklaştırmak, görevine son vermek demektir. Oysa ona yardımcı olmak için farklı görüş ve öneriler sunmak, başkaldırı değil tam tersine, tıkandığında ona yol göstermektir.

Yöneticiye itaat şartları içinde Müslüman olma şartı yoktur. Müslüman olmayan ama adil olan, güvenilir ve ehil olan yöneticilere de itaat gerekir. İslam toplumlarının sosyolojik ve siyasal evrimi bu noktaya ulaşmak durumundadır. Aksi halde Müslüman olduğu yahut göründüğü halde zulmeden, adil ve ehliyet sahibi olmayan bir kısım yöneticiler toplumun ve idarenin başına bela olurlar.

Öte yandan Ulu’l-Emr ifadesini yalnızca yönetsel çerçevede düşünmek kesinlikle Kur’anî bir tutum değildir. Zira bu ifade yalnızca yönetimle ve yöneticilerle ilgili bir ifade olmanın çok daha ötesinde bir anlama sahiptir.

İslam bilginlerinin önemli bir bölümü, sahabî ve Kur’an yorumcusu İbn Abbas’tan beri gelen bir kabulle Ulu’l- Emr deyiminin içine bilgileriyle buyruk / hüküm çıkaran bilim insanlarını da koymuşlardır. Bu sebeple bu ifade ile kastedilen mana, aslında hangi konu olursa olsun o konuda bilgi sahibi olan, uzman olan ve bilgin sıfatını hak edip taşıyan herkesi işaret etmektedir.

Gerçek bu iken istismarcılar ve aldatıcılar diyorlar ki sultan, halife devlet başkanı, cumhurbaşkanı Müslüman ise ne yaparsa yapsın itaat etmelisin. Ona itiraz etmek isyandır ve Kur’an’a aykırıdır. Böylece aslında yöneticiye itaati Kur’anî, İslamî ve insanî çerçeveden koparıp şirk zeminine çekmiş oluyorlar. Oysa İslam, sırf Müslüman’dır diye zalime itaati asla onaylamaz. Tam tersine İslam bir itaat dini değil haksızlığa isyan dinidir. 

Öte yandan hakikati güçlendirmek adına tekraren belirtelim ki, Ulu’l-Emr sözü ile kastedilen, aldatıcıların iddia ettikleri gibi sadece yöneticiler değildir. Hangi alanda olursa olsun o alanın uzmanı olan kişilerdir. Bu nedenle, bilim insanlarına saygı duymak, görüşlerine değer vermek, işi uzmanına danışmak, Ulu’l- Emr’e itaatin Muhammedî, Kur’anî ve İslamî mahiyeti kapsamındadır.

Ulu’l- Emr’e itaat doktrini üzerinden hilafet davası gütmek ve ancak halife sanlı yöneticiye itaat edilir, demek apaçık bir aldatmadır. Biliyoruz ki tarihte halife sanlı nice yöneticiler zulüm konusunda Firavunları, Nemrutları bile aratacak düzeyde haddi aşmış, azgınlaşmış ve rububiyet ileri sürecek düzeyde bir sapkınlığa sürüklenmişlerdir. Böylesi yöneticilerin rububiyet sapkınlığına örnek olması için sıkça örnek verdiğimiz bir sözü yine anımsatalım:

İslam tarihindeki bir kısım halife sanlı sultanlar kendilerini; “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak nitelediler. Bu apaçık bir rububiyet iddiası değil midir? Biliyoruz ki Firavun da halkına; “ben sizin en yüce rabbinizim!” diyordu. Yani rububiyet taslama sapkınlığının kökü Firavunlara dayanmaktadır.

Hilafet devleti kurmak, Allah’ın kanunlarını hâkim kılmak ve bu paralelde Ulu’l- Emr’e itaat etmek gibi söylemler, İslam’dan görünüp İslam’a muhalefet etmenin göstergeleri arasındadır.  Bu söylemleri samimi anlamda İslamî saymak apaçık bir aldanmadır.

Din konusunda ne aldatan ne aldananlardan olabilmek için devrimci Muhammedî İslam çizgisinde, çağdaş, akılcı, ezilenlerden yana, ahlak ve erdemi önceleyen yeni, yepyeni bir ihya hareketi ile yeniden inşayı yaşama geçirmek zorundayız.

 Dilerseniz bu konuyu büyük halk ozanı Aşık Veysel’in dizeleriyle bitirelim…

Aldanma cahilin kuru lafına, 
Kültürsüz insanın külü yalandır.
Hükmetse dünyanın her tarafına, 
Arzusu, hedefi, yolu yalandır.

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz 
Gül dikende biter, diken gül olmaz 
Vız vız eden her sineğin bal'olmaz 
Peteksiz arının balı yalandır.

İnsan bir deryadır; ilimle mahir 
İlimsiz insanın şöhreti zahir 
Cahilden iyilik beklenmez ahir 
İşlediği amel hali yalandır.

Cahil okur amma âlim olamaz 
Kamillik ilmini herkes bilemez 
Veysel bu sözlerin halka yaramaz 
Sonra sana derler; deli yalandır.

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

Yorumlar (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleler Tümü
CAMİ VE SİYASET Kitabı Camiye ve Dine Bakışınızı Değiştirecek!

Cemil Kılıç yazdı 19.3.2020 10:30:50

CAMİ VE SİYASET Kitabı Camiye ve Dine Bakışınızı Değiştirecek!

“Cami ve Siyaset” adını verdiğimiz bu kitabımız bundan önce yayımlanan “İslam Bu / Muhammedî İslam” adlı kitabımızla, “İ

TELE1 TV'DE İZLENCEMİZ SÜRÜYOR!

Cemil Kılıç yazdı 21.12.2019 21:48:25

TELE1 TV'DE İZLENCEMİZ SÜRÜYOR!

Her hafta Pazar akşamı saat 20.00'da TELE1 ekranlarındayım...

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Cemil Kılıç yazdı 11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Cemil Kılıç yazdı 15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından b

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Cemil Kılıç yazdı 15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından haz

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

Cemil Kılıç yazdı 7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen i

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Cemil Kılıç yazdı 13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Cemil Kılıç yazdı 20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik kriz

ŞEYTANIN EVLİYASI

Cemil Kılıç yazdı 17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir

İSLAM'A KURULAN PUSU

Cemil Kılıç yazdı 19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz