Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar - Muhammedî İslam'ın Tebliğcisi

SEÇİMLER VE MUHARREF İSLAM

Türkiye’de yapılan son seçimle birlikte Müslüman toplumlarda gerçek anlamda demokratik bir seçim yapmanın imkansızlığı bir kez daha deneyimlenmiş oldu. Bu deneyimlemeye rağmen elbette ki seçimlerden vazgeçilmeyecek. Daha ne seçimler göreceğiz! Ne var ki bundan sonraki seçimler de öncekiler gibi bir tekerrürden ibaret olacak. Zira toplumsal yapıya yön veren değerler noktasında ciddi bir değişim söz konusu değil. Bilimsel ve akılcı yaklaşım, laiklik, sekülerizm, toplumsal ahlak gibi değerlerin adları olsa da henüz kendilerinin yeterince mevcut olduğunu kimse söyleyemez.

Bu içerik 30 Haziran 2018 12:27 tarihinde eklendi ve 2.850 kez okundu
SEÇİMLER VE MUHARREF İSLAM

Seçimler ve Muharref İslam  

Türkiye’de yapılan son seçimle birlikte Müslüman toplumlarda gerçek anlamda demokratik bir seçim yapmanın imkansızlığı bir kez daha deneyimlenmiş oldu. Bu deneyimlemeye rağmen elbette ki seçimlerden vazgeçilmeyecek.  Daha ne seçimler göreceğiz! Ne var ki bundan sonraki seçimler de öncekiler gibi bir tekerrürden ibaret olacak. Zira toplumsal yapıya yön veren değerler noktasında ciddi bir değişim söz konusu değil. Bilimsel ve akılcı yaklaşım, laiklik, sekülerizm, toplumsal ahlak gibi değerlerin adları olsa da henüz kendilerinin yeterince mevcut olduğunu kimse söyleyemez.

Yalın hakikati bir kez daha ifade edelim; bu değerlerin yön verdiği bir toplum olma noktasından son derece uzağız. Aynı durum diğer Müslüman uluslar için de geçerli. Bu konudaki elîm halimizi göstermesi açısından ibret verici ve sarsıcı bir veri sunmak isterim:

Yaklaşık 1 milyar 700 milyon civarında nüfusu olan İslam dünyasında okur yazar oranı % 45’ler düzeyinde. Bu sadece okur yazarlık oranı. Tahsil düzeyi açısından ise doğal olarak daha da vahim bir haldeyiz. Söz gelimi Türkiye’de ortalama tahsil düzeyi ilkokul 4 seviyesinde. Böylesi bir toplumdan ne derece demokratik bir tutum beklenebilir ki!

Gerçek şu ki, demokrasi için laiklik ön koşuldur. Laikliğin yönetime egemen olmadığı ve toplumun belli ölçüde sekülerleşmediği ülkelerde seçimler; elbette ki başka etmenler de olmakla birlikte, daha ziyade dinsel tutumlar düzleminde cereyan ediyor. İnsanlar dünyevi gereksinimlerinden ziyade uhrevi korkuları yahut umutları üzerinden tercihlerde bulunuyor.

Cari İslam’ın yahut diğer bir ifadeyle muharref İslam’ın yön verdiği Müslüman toplumlarda dünyevi yaşam, ahiret inancı karşısında değersiz ve geçici addedildiğinden, uhrevi anlatıları yahut onunla ilintili söylemleri kimin daha güçlü ve vurgulu ise seçmen ona yöneliyor. Zira egemen ve muharref İslam, ertelenmiş mutluluklar üzerine bina edilmiş bir dindir. Buna göre bir Müslüman’ın bu dünyada mutluluk, eğlence, konfor ve haz peşinde koşması ahiretini tehlikeye sokan bir yöneliştir. Müslüman, bu dünyada çektiği sıkıntılar oranında öbür dünyada daha yüksek mutluluklara nail olacak; cennetin türlü çeşitli nimetleriyle ödüllendirilecektir.

Şu ayetlerin egemen ve muharref İslamî düşüncedeki yorumunu tefekkür ettiğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:

“Bu dünya yaşamı bir oyun ve eğlencen ibarettir. Ahiret yurduna gelince… İşte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!”  (Örümce Bölümü 64. Söz / Ankebut Suresi 64. Ayet)

“Dünya hayatı bir oyundan ve eğlenceden başka nedir ki? Allah’tan sakınanlar için ahiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hala akıllanmayacak mısınız?” (Hayvanlar Bölümü 32. Söz / En’am Suresi 32. Ayet)

“Ey insanlar, Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın…” (Yaratan Bölümü 5. Söz / Fatır Suresi 5. Ayet)

Kur’an’da benzer içerikte başka ayetler de var. Tüm bu ayetlerin muharref İslam’daki yorumu, dünya yaşamı için bir beklenti içerisinde olmamak gerektiği, ahirete hazırlanmanın temel gaye olduğu şeklindedir.   

Ayetlere ilaveten bir de hadis nakledelim:

“Yoksullar cennete zenginlerden beş yüz sene önce girerler.” (Tirmizi, Zühd, 37.)

Ayetlerin muharref yorumuyla değersizleştirilen dünya yaşamında yaşanılacak yoksulluk, yukarıdaki uydurma hadisle de kutsanmaktadır. Böylece Müslüman, hem dünyayı önemsemeyecek hem de dünyadaki yoksulluğunu ahirette, cennete daha önce girebilmenin müjdecisi olarak görecektir.

İşte böylesi inançlarla kendini ölüm sonrasına adamış kitlelerin içinden çıkan kurnaz Müslüman politikacılar, kendileri lüks yaşam sürerken seçmenlerine yoksullukları için şükretmeyi öğütlemekte, onları ahirette büyük ödüllerin beklediğine inandırmaya çalışmaktadır.

Muharref İslam’ın Müslüman seçmeni için yoksulluk, yokluk ve hatta açlık bir şikayet konusu olmaktan çıkıp dünyevi bir imtihan meselesi haline gelmektedir.  O şikayet etmekle değil şükretmek, sabretmek ve kanaat etmekle yükümlüdür. Zira ancak bu şekilde ebedi ahiret yurdunu kazanabilir. Eğer şikayet eder, isyan eder ve kendisine dünyevi zenginlik ve dünyevi imkanlar vaat edenlere yönelirse günaha girmiş olacak ve ahiretini mahvedecektir. Zira dünyevi zenginlik, bir fitne aracı olarak nitelenen mal çokluğuna dayanmaktadır. Zenginlik, kişiyi ibadetlerinden alıkoyabilecek, dünyevi zevklerin peşinden koşup ahireti unutmasına sebep olabilecek bir günah kaynağıdır.

İşte bu nedenle laikliğin egemen olmadığı Müslüman bir toplumda halka zenginlik vaat etmenin oya dönüşebilirliği kesinlikle sınırlıdır. Muharref ve egemen İslam’daki sadaka ve zekat uygulaması dahi yalnızca bir ibadet olmak bakımından manalıdır. Maddi bir rahatlık, geçim derdinin azalması gibi bir fonksiyon sadaka ve zekatta asıl unsur değildir. Ümmetin içinde mevcut olan az sayıdaki zenginler ise sadaka ve zekat ibadetinin icrası için gerekli bir kitle olmak bakımından bulunması lazım gelen kişilerdir. Bu nedenle muharref egemen İslam’ın yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi bir amacı asla yoktur. Tam tersine yoksulluk ve yoksullar var olmalı ki zenginler onlara sadaka ve zekat vererek ibadet edebilme imkanlarını yaşayabilsinler. 

Türkiye’de ve İslam dünyasında yoksulların büyük çoğunluğunun sağcı, dinci ve faşist siyasi oluşumlara ve dikta eğilimli liderlere destek vermesi muharref İslam’ın doğurduğu patolojik bir vakıadır. Bu patolojinin tedavisi muharref İslam’la ve özellikle de onun dejenere edilmiş ahiret inancıyla mücadele etmekten geçiyor.

Bu noktada ilaveten belirtelim ki Türkiye’de politik arenada milliyetçilik ve din birbirinden kesin hatlarla ayrılmış alanlar değildir. Dahası Türkiye’deki güncel ve egemen milliyetçi düşünce, dinciliğin farklı bir versiyonundan başka bir şey değildir. Cari veya muharref İslam gibi cari ve muharref milliyetçilik de merkezine milleti değil ümmeti koyan, bu nedenle de politik anlamda son derece sorunlu bir yönelimdir. Gerçek milliyetçilik için de laiklik ön koşuldur. Laik olmadan milliyetçi olmak imkansızdır. Türk milliyetçiliği özü itibariyle laik bir harekettir. Ne var ki günümüzde iğdiş edilmiş ve dinselleştirilmiştir. Güncel Türk milliyetçiliği Türk milletine ümmetin bir parçası olmak bakımından değer atfedecek kadar bağımsız Türklük kimliğinden uzağa savrulmuştur. Oysa büyük Atatürk’ün dediği gibi; “Türk milleti İslam’dan önce de büyük bir millet idi.”

İşte bu noktada muharref ve egemen İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın tebliği, Türkiye ve İslam dünyasındaki görece laik muhalif siyasi hareketlerin üzerinde durması gereken çok önemli bir meseledir.  İslam dünyasındaki görece laik yönetimlerin iktidara gelişleri hiçbir zaman demokratik seçimlerle olmamıştır. Devrimci silahlı güçler yoluyla olmuştur. Türkiye’de de laiklik, bir halk oyuyla değil devrimci kadrolar eliyle egemen olmuştur. Zira geniş halk kitlelerinin, laikliği talep etmelerine yol açacak bir toplumsal değişim ve dönüşüm serüveni yaşamadıkları malumdur.

Türkiye’de 1950’den beri neredeyse bütün seçimleri sağın açık ara kazanması ve solun hiçbir zaman tek başına iktidara gelememesinin sosyolojik analizi; din, yoksulluk, ahiret inancı ve siyasal tercih arasındaki iddiamızı kanıtlayan çok güçlü veriler sunmaktadır.

1950’lelerde “Arapça ezan” diyerek iktidara gelen sağ, askeri müdahalelerle nispeten dizginlenebilmiş, süreç içerisinde; “dinsiz” komünizmle mücadele retoriği, ardından imam hatipler, Kur’an Kursları, başörtüsü gibi dinsel söylemler üzerinden oy devşirmiş, Türkiye yoksullarını dünyevi varsıllık ve mutluluk yerine uhrevi cennet vaadiyle aldatagelmiştir. Son seçimde dahi bu söylemlerin hala çok etkili olduğunu gördük. Türkiye yoksulları ve çoğunlukla düşük eğitimli kitleler uhrevi beklentiler üzerinden dünyevi saadetlerini bir avuç sağ sömürgene gönül rahatlığı içinde kurban etmişlerdir. Bu arada bir de küçük bir sadaka almışlardır. Bin liralık ikramiye, imar affı, erzak yardımı vb…  Seçim sonuçları bir bakıma, alınan bu küçük sadakaya teşekkür gibidir.

Türkiye solu, Türk toplumunun dinsel ve sosyolojik gerçeklerini doğru tahlil etmeden başarı kazanamaz. Siyasal mücadelenin en önemli belirleyicisi konumuna gelen seçimlerde başarı kazanmak için dinsel söylemlere başvurmaktan başka çare yoktur. Sol; sosyal adaleti, toplumsal eşitliği, hakça paylaşımı öğütleyen infak ayetlerine dayalı, ihtiyacından fazlasını dağıtma anlayışı üzerine kurulu gerçek zekat emrini esas alan ve uhrevi beklentiden önce dünyevi mutluluğun gerekliliğini anlatan bir retorikle, dindar Türkiye yoksullarını ikna etmeyi denemelidir.   

Seçimde yarışan taraflardan biri her türlü dinsel söylemi hoyratça ve dejenere edilmiş bir biçimde kullanırken öbür tarafın bundan imtina edip kampanyasını dinsel unsurlardan yalıtması sosyolojik realiteye aykırıdır. Sağ siyaset dini kendi perspektifinden yorumlayıp politik bir mücadele unsuru olarak kullanırken solun da kendi politik amaçları doğrultusunda bir dinsel yorum geliştirmesi elzemdir. Kaldı ki sol bu konuda daha münbit bir alanla karşı karşıyadır. Ne var ki çoğunlukla bundan habersizdir. Muharref ve egemen İslam’a karşı Muhammedî İslam’ın ilkeleri sol politik söylemle koşut bir mahiyete sahiptir. Gerçek şu ki İslam, çıkışı itibariyle sol bir harekettir. Buradaki sol tabirinin 18. ve 19. Yüzyılın politik terminolojisinden daha geniş bir mana taşıdığını belirtmeliyim. Bu cümleden olarak,  Hz. Muhammed’in mücadelesinin aslında sınıfsal bir mücadele olduğunu idrak etmek ve bu idrak üzerinden güncel politik bir retorik geliştirmek, solun kronikleşmiş seçim yenilgilerine son verecek yegane yoldur. Sol, devrimci Muhammedî İslam çizgisinde başlatıp iktidara taşıyacağı politik söylemini ele geçireceği yönetsel erkle birlikte daha ileriye; yani gerçek bir sosyal demokrasiye, laik ve çağdaş bir toplum inşasına yöneltebilir. 

Neticeten bir kez daha ifade edelim ki, dine karşı laiklikle, uhrevi cennet vaadine karşı dünyevi varsıllık vaadiyle seçim kazanmak, muharref İslam’ın egemen olduğu bir toplumda imkan dahilinde değildir.Sol, öncelikle çarpık ve yaşamsal realiteye aykırı olan ve ölüm sanrasına hasredilmiş dinsel eskatolojiye dünyevi bir mana kazandırmak zorundadır. İslam eskatolojisinin dünyevileştirilmesi, ahiret inancının, insanlığın bu dünyadaki geleceği olarak yeniden yapılandırılmasıyla mümkündür.    Yapılması lazım gelen şey bellidir: Dine karşı din!

Evet, Dr. Ali Şeriatî’nin ifadesiyle her peygamber var olan dine karşı yeni bir din tebliğ etmiştir. Ve peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin tümünün ortak noktası tevhid mücadelesidir. Tevhid, Allah’ın birliği retoriği üzerinden halkın / insanların / toplumun birliği ve eşitliğini savunma hareketidir.

Gerçek şu ki solun sosyal adalet ve sosyal demokrasi söylemi bir tevhid mücadelesidir. Sol, söylemlerini dinsel terminoloji ile güçlendirmelidir. Bu cümleden olarak belirtelim ki, tevhidin karşısında yer alan şirki deşifre etmek, aslında bir nevi emek sömürüsünü deşifre etmek demektir.

Emeği hunharca sömürülenlerin büyük bir çoğunluğu sömürgenlere oy verirken, solun sömürüyü deşifre etme noktasındaki başarısızlığı ve emekçileri iknada gösterdiği yetersizlik, aslında kökü onyıllara dayanan bir kibrin yansımasıdır. Bu kibir, politik mücadelede dinsel söylemlere başvurmayı bayağılık ve çağdışılık sanma yanılgısından kaynaklanıyor. Oysa bilinmelidir ki, din; tepeden tırnağa bir siyasi mücadeledir. Müslüman bir toplumda dine dayanmadan politik başarı kazanılamaz. Türkiye solunun 1970’lerde % 40’lara dayanan oy oranı merhum Bülent Ecevit’in; “inançlara saygılı laiklik” söylemi sayesinde gerçekleşmiştir. Bugün daha fazlasına ihtiyaç vardır. Artık inançlara saygılı laiklik söylemi de sadra şifa olma vasfını kaybetmiştir. Bugün, şirki deşifre eden ve tevhidi politik mücadelesinin merkezine koyan bir sol anlayışa ihtiyaç vardır.

 Şirk; sömürünün dinsel terminoloji açısından ifadesi olup haramdır, günahtır!

Tevhid ise hakkın birliğinde halkın birliğini, sosyal adeleti, sosyal demokrasiyi egemen kılma mücadelesi olarak herkesin üzerine farz olan bir cihattır.

Buraya kadar yazdıklarımızın ışığında Türkiye’nin seçmen profiline baktığımızda, görece gelir durumu orta ve üstü olan kitlelerin sol siyasetten yana tercihte bulundukları görülürken, dar gelirlilerinse tam bir tenakuz içerisinde sağ siyaseti yeğlediklerini görmek ve teşhis etmek savlarımızı doğrulayan bir gösterge değil midir?

Gelir durumu arttıkça insanların genel olarak dünyevileştikleri, uhrevi cennet vaadinin peşinde koşmak yerine dünyevi mutluluğu, rahatı ve konforu daha çok önemsedikleri çok net bir biçimde ortadadır.   

Bu durum aslında şöyle bir dinsel ve sosyolojik gerçeği gözler önüne seriyor:

Varsıllaşanlar cennet hülyalı ahiretlerini bu dünyada yaşıyorlar ve ölüm sonrasına ilişkin anlatıları yaşamsal gerçeklik karşısında fazla önemsemiyorlar.

Yoksullar ise çaresizlik içerisinde kendilerini yegane bir umutla ölüm sonrasındaki muhayyel cennet mutluluğuna hazırlıyorlar.

O halde İslam eskatolojisinin yeniden inşası elzemdir.

Ey yoksullar,

Kur’an’ın anlattığı ahiret muharref İslam’ın ahireti değildir.  Ahiret, bu dünyadaki geleceğimizdir. Geleceğinizi öldürmeyin! Seçimlerde oy kullanırken tercihiniz muhayyel ahiretten yana değil gerçek ahiretten yana olsun.

CEMİL KILIÇ  - İLAHİYATÇI YAZAR

Yorumlar (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleler Tümü
Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Cemil Kılıç yazdı 11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Cemil Kılıç yazdı 15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından b

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Cemil Kılıç yazdı 15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından haz

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

Cemil Kılıç yazdı 7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen i

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Cemil Kılıç yazdı 13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Cemil Kılıç yazdı 20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik kriz

ŞEYTANIN EVLİYASI

Cemil Kılıç yazdı 17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir

İSLAM'A KURULAN PUSU

Cemil Kılıç yazdı 19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz

DAYANIŞMA GECESİ...

Cemil Kılıç yazdı 5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi i

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Cemil Kılıç yazdı 2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Di