Cemil Kılıç

Anasayfa Kimdir? Makaleler Kitaplar Haberler Galeriler Videolar İletişim FacebookTwitter
Cemil KILIÇ’ın bugün BİRGÜN GAZETESİ’nde yayınlanan söyleşisi…

Cemil KILIÇ’ın bugün BİRGÜN GAZETESİ’nde yayınlanan söyleşisi…

Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar 14 Nisan 2018 19:41

Kökleri Muaviye’ye kadar inen İslamcılık aslında siyasi, ticari,iktisadî bir çıkar hareketidir. İslamcılığın ideali aslında tam da bugün yaşandığı şekliyle bir dünyevi çıkar, güç sahibi olma, zenginleşme, birilerini ezip yükselme hedefinden başka bir şey değildi. Bu konuda Muaviye’yi ve Emevileri örnek aldıkları su götürmez bir gerçektir.

Facebook Twitter Google

GENÇLER NEDEN DEİST OLUYORLAR?

Cemil KILIÇ’ın 14 Nisan’da BİRGÜN GAZETESİ’nde yayınlanan söyleşisi…

-İslamcı gençler arasında deizme yönelişi nasıl yorumluyorsunuz?

İslamcıların bir kısmı bu yönelişi bir türlü kabul etmek istemese de gerçeği görenlerin sayısı daha fazla. Evet, bir yöneliş olduğu kesin. Ancak  bazı İslamcıların dilinde bu yöneliş, deizmin felsefî anlamından ziyade bir nevi “amelsizlik” üzerinden görülmeye çalışılıyor. Yani onlara göre İslam’a inandığı halde onu uygulamaya dökmeyenler de deist kategorisine dahil oluyor. Oysa deizm, hem itikadi açıdan hem de amel anlamında İslam’a alternatif bir inançtır. Zira deizm tam anlamıyla dini reddetmektir. Allah’a / Tanrı’ya inanıp din, peygamber, vahiy, kutsal kitap gibi kavramları kabul etmeyen düşüncenin İslamcı gençler arasında da yayıldığı inkar edilemez ve üstü örtülemez bir gerçek. Bunun öyle amelsizlik ifadesiyle de gizlenemeyecek bir sosyol realite olduğunu biraz etrafına bakabilen herkes görecektir. Görmektedir de…  İslamcılar için; İslam, İslamî yönetim ve İslam’ın toplumsallaşması her türlü bireysel ve sosyal sorun noktasında kesin bir çare olarak büyük bir ütopya idi. Ancak bu ütopyanın deist yöneliş gerçeğiyle birlikte hızla bir distopyaya dönüştüğünü görüyoruz. Şu anda İslamcılar büyük bir travma yaşıyor. Cumhurbaşkanının kalkıp İslam’ın güncellenmesi gerektiğinden bahsetmesi bu büyük travmanın trajik bir ifadesidir. 

-Sizce bu yönelişin sosyo politik bir arka planı var mı?

Deizme yönelen gençlerin İslamcı siyasi hareketlerden de doğal olarak koptuğunu, kopmakta olduğunu görüyoruz. İslamcılığın uhrevi kazanç ve amaçlardan ziyade dünyevi çıkarlar için kullanıldığını gören İslamcı gençlerin önemli bir bölümü büyük bir sorgulama yapıyor. Bu sorgulama onlardaki Tanrı inancını güçlendirirken din mefhumunu ise zayıflatıyor. Dinin en süfli siyasi söylevlerde bile bir istismar aracı olarak kullanılması, gençlerin itikadına deyim yerindeyse büyük darbeler indiriyor. Bu darbelerden yara almamaları mümkün değil. Allah’ın dini olan İslam’ın bir parti dini yahut bir hükümet veya devlet dini haline getirilmeye çalışılması iletişim ve bilgi çağının gençlerini kesinlikle irite ediyor. Bu noktada bireyin öne çıktığı bir çağda cemaat ve tarikat gibi yapıların gençlerin bireysel özgürlük alanlarını daralttığı gerçeğini de teşhis etmeliyiz. Gençler, özgürlük alanlarının daraltılmasını kesinlikle kabul etmiyor. Zira genç dediğimiz insan için özgürlüğün ne demek olduğu izaha gerek duyulmayan bir olgudur. Bu noktada ilaveten ifade edeyim ki gençler arasındaki deist yöneliş, yakın ve  orta vadede laikliğin dayandığı toplumsal zeminin de genişlemesine yol açacaktır. Bu nedenle dinci siyasi hareketlerin hızla güç kaybetmesi kaçınılmazdır.

-Deizm tartışmasını gençlerin tektipleşmeye karşı çoğulcu yönelim arayışı olarak okumak mümkün mü?

Tektipleşmek gençliğin doğasına aykırıdır. İslamcılık aslında totaliter bir harekettir. Tek tip bir toplum, tek tip bir gençlik, yaşamı sadece iman ve cihad kavramları etrafında inşa etmek, sanata, aşka, sevgiye spora mesafeli olup hayatı yalnızca ibadetler için ayrılan bir zaman gibi görmek, mutluluğu öbür aleme ertelemek… Bunlar İslamcılığın karakteristik özelliğidir. Gençlerin böyle bir yaşam istemeleri mümkün değildir. Zira bu, insan doğasını zorlamaktır. Nitekim bugün din, fıtrata / insan doğasına karşı bir mücadele mekanizması gibi kullanılmak istenmektedir.İşte deist yöneliş, bir bakıma mutluluğu bu dünyada arayan ve ertelenmiş mutluluğu reddeden bir arayışı ifade ediyor.

-Özellikle sosyal medyada ve kamuoyunda gördüğümüz belirli dini çevrelerin “önde gelen” isimlerinin tepki çeken açıklamalarının gençlere yansıması nasıl oluyor?

 Kastettiğiniz açıklamalar, din adına aklı zorlayan, makul olanı tatmin edici bulmayan, insanı her an günah işlemeye hazır bir potansiyel suçlu gibi görüp peşinen mahkum eden, ona asla güvenmeyen ve bilimsel gelişmelerin ortaya koyduğu gerçekleri yadsıyan açıklamalardır. Gençler bu açıklamaları gördükçe deyim yerindeyse dinden soğuyor ve hızla uzaklaşıyor. İşte deist yönelişte bu açıklamalar tam anlamıyla bir katalizör vazifesi görüyor. Bu açıklamaları deist yönelişin biricik nedeni gibi görenlerin yanıldığını da belirtelim. Zira farklı bilgilere ve bilgi türlerine ulaşmanın son derece kolaylaştığı bir çağda gençleri yüzyıllar öncesinin fıkhî hükümleri ve tartışmalı dinsel bilgileriyle zaptu rapt altına almak asla mümkün değildir. Gençler sadece o açıklamaları değil bütünüyle dinin kendisini sorguluyor. Elbette ki o açıklamalar bu sorgulama sürecini inanılmaz bir biçimde hızlandırıyor ve popülerleştiriyor.

-İslamî hegemonyanın kendini yoğun hissettirmesi ile İslamî hareketin kültürel – ideolojik ya da sosyolojik bağlamda yozlaştığı, hedeflerinden uzaklaştığı yorumları yapılıyor.  Amiyane tabirle yeme – içme kaygısı ideallere ağır bastı deniyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bu sorunuzu yanıtlarken öncelikle İslam ile İslamcı hareketi birbirinden ayırmak gerektiğini belirtmeliyim. Bu nedenle siz İslamî hareket deseniz de ben İslamcı hareket diyorum. İslamcı hareket,  tarihsel olarak İslam’ın Emevi tecrübesine dayanıyor. Kökleri Muaviye’ye kadar inen İslamcılık aslında siyasi, ticari,iktisadî bir çıkar hareketidir. İslamcılığın ideali aslında tam da bugün yaşandığı şekliyle bir dünyevi çıkar, güç sahibi olma, zenginleşme, birilerini ezip yükselme hedefinden başka bir şey değildi. Bu konuda Muaviye’yi ve Emevileri örnek aldıkları su götürmez bir gerçektir. İslamcı harketin lider kadrsou için bunun böyle olduğu gelinen noktada gün gibi açığa çıkmış bulunuyor. İslamcılar, “amacıma ulaşmak için gerekirse papaz elbisesi giyerim” diyen bir anlayıştan beslendiler. Papaz elbisesi giymek, herkesi kandırmaya hazırım demektir. Nitekim, samimi dindar büyük kitleleri kandırdılar. Onlara huzur, sevap ve Allah rızası vaat ettiler ama kendileri için ise zenginlik, daha fazla güç sahibi olma, daha lüks bir yaşam, daha iyi yeme – içme, daha iyi giyinme, daha konforlu konutlarda yaşama, saraylar inşa etme, debdebe, ihtişam ve şaşaa dolu bir hayat amaçladılar. Tıpkı Muaviye ve Emevilerin yaptığı gibi… “Biz açlığını kuru bir hurma ile bastıran Hz. Muhammed’in ümmetiyiz” deyip dindar halka deyim yerindeyse kuru hurmalar verdiler ama kendi sofralarını havyarlarla süslediler.

İşte İslamcı gençlik artık bu türden sebeplerle İslamcı olmaktan çıkıp deist gençliğe doğru hızla evrilmektedir. Ancak reel İslam’ın ve ondan doğan İslamcılığın dışında hala İslamî bir ütopyanın peşinde yürümek de mümkün. Bu da ancak İslam’ın akıl ve bilim perspektifinden hareket edilerek yeniden yorumlanması, güncellenerek çağa uyarlanmasıyla olabilir. Kanımca, itikadî taraf bir yana, en azından sosyo kültürel açıdan Müslüman bir toplum olarak tarihsel mirasımızla bağımızı koparmamak adına bu imkanı değerlendirmek zorundayız. Son cümle olarak ifade edeyim ki, İslam’ı güncellemek sosyo kültürel bir zorunluluktur. İslam, İslamcılara bırakılamayacak kadar değerli bir sosyo kültürel realitedir.    

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

cemil+kılıç cemil+kılıç+yazıları cemil+kılıç+makaleleri ilahiyatçı+yazar

Yorumlar (0)

Diğer Makaleler

Çok Okunanlar