Cemil Kılıç

Anasayfa Kimdir? Makaleler Kitaplar Haberler Galeriler Videolar İletişim FacebookTwitter
CEMİL KILIÇ YAZDI: TÜRK'TEN HALİFE OLMAZ!

CEMİL KILIÇ YAZDI: TÜRK'TEN HALİFE OLMAZ!

Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar 02 Mart 2018 21:29

Günümüzde görece büyük bir yükseliş içerisinde olan İslamcı ve Osmanlıcı siyasetin ana hedeflerinden biri de 3 Mart 1924’te müstakil bir müessese olarak varlığına son verilen ve görevleri meclise devredilen yani fiilen ortadan kaldırılan hilafeti yeniden ihya etmektir.

Facebook Twitter Google

Türk’ten Halife Olmaz!

 

Günümüzde görece büyük bir yükseliş içerisinde olan İslamcı ve Osmanlıcı siyasetin ana hedeflerinden biri de 3 Mart 1924’te müstakil bir müessese olarak varlığına son verilen ve görevleri meclise devredilen yani fiilen ortadan kaldırılan hilafeti yeniden ihya etmektir. 

Ne var ki hilafet dediğimiz kurum tarihte ve günümüzde işlevsellik bakımından olduğu kadar aynı zamanda meşruiyet bakımından da bir yığın tartışmanın odağında yer almaktadır.

Halife ne demektir ve halife kimdir, sorularına verilen yanıtlar bu tartışmaların mahiyetini ortaya koymak bakımından bir kılavuz hüviyetini haizdir.

İlk dönem halifeler için “Halife” sözünden ziyade “Emir” sözünün kullanıldığını biliyoruz. Halifenin; “Emir’ül-müminin” olarak isimlendirildiği malumdur.

Halife sözü, birinin ardından gelen anlamına geldiğinden peygamberin ardından gelen, dolayısıyla da peygamberin makamını temsil eden bir kimse manasını taşımaktadır. Böyle olunca da halifeye kutsiyet atfetmek gibi bir özellik de ortaya çıkmaktadır. Yani halife ümmetin sadece siyasi işlerinin yürütücüsü değil peygamberî / nebevî bir makamın temsilcisi de addedilmiştir.

Hatta bununla da yetinilmemiş bir zaman sonra halife, peygamberin halefi olarak nitelenmenin de ötesinde doğrudan doğruya “Allah’ın halifesi / halefi” diye de nitelenmiştir. Böyle bir nitelemeyi Muaviye ve ardıllarında görmekteyiz.

Nitekim halifeler için kullanılan; “Zıll’ullahi fi’l- ard / Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi” ifadesi de böyle arka zemine sahiptir.

Gerçekte tevhid inancı açısından baktığımızda bu tür nitelemelerin şirk olduğu apaçık bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu cümleden olarak belirtelim ki hilafet kurumu çoğunlukla bir şirk müessesesi olagelmiştir. İslam’ın temel ilkelerini ayaklar altına alan bir kurumun İslamî bir kurum olarak nitelenmesi ve ona sözde İslam birliğinin / Müslümanların birliğinin göstergesi şeklinde mana yüklenmesi tek kelimeyle trajiktir.  Bir diğer ifadeyle İslam adına İslam’a düşmanlık etmektir. Bu sebeple aslında İslamcılar, inandıklarını iddia ettikleri dine,  bilmeden düşmanlık etmeleri bağlamında Mankurt Müslümanlar olarak nitelenmeyi acınası bir biçimde hak ediyorlar.

Halifelik hakkında özellikle son dönemde bir yığın yazı kaleme alınıyor. Dizilere, filmlere, siyasi propagandalara konu edilen halifelik kurumu hakkında biz başka bir yöne dikkat çekmek istiyoruz.

Halifelik yeniden ihya edilirse Müslümanların birliği sağlanacak sanan zavallılar, konudan aslında ne kadar da habersizler. Hemen söyleyelim; halifelik asla birlik falan sağlamaz.

Neden mi?

Arap ülkelerinin pek çoğunun krallar tarafından yönetildikleri malum. Adında cumhuriyet ifadesi bulunanların da aslında seçilmiş krallar tarafından yönetildiği de malum. İşte bu krallar günümüzde asla kendi otoritelerinin üstünde halife diye bir müesseseye izin vermezler ve böylesi bir kurumu kabul etmezler.

Fakat Arap dünyasının halifelik kurumunu kabul etmeyecek olmasının bizce en önemli sebebi olası halifenin etnik kimliğidir.

Şimdi bazıları evrensel ve ırklar üstü bir din olan İslam’ın halifelik konusunda etnik bir şartının mevcut olabileceğine şaşırabilirler. Ama gerçek şu ki İslam dünyasının çoğunluğunu oluşturan Sünni kitle için halife olacak kişide etnik bir şart aranmaktadır.

Buna göre; halife olacak kişinin mutlaka Kureyş’ten olması gerekmektedir. Bu hususta peygambere atfedilen bir yığın hadis mevcuttur. Bizce bu tür hadisler uydurmadır. Ama Sünni inanç bu hadisleri sahih / doğru kabul ediyor. Zira bu hadisler Kütüb-ü Sitte’de yer alıyor.(1) Kütüb-ü Sitte ise en azından geleneksel Sünnilik için neredeyse büyük ölçüde tartışılmaz addediliyor. 

Kureyş’ten olmayan birinin halife seçilmesi, halife kabul edilmesi caiz değildir.

Kureyş’ten olmak doğal olarak Arap olmak demektir. Ama Arap olmak dahi halife olmak için yetmiyor. Binlerce Arap kabilesi içinden Kureyş kabilesine mensubiyet şarttır.

Şimdilerde bizim Osmanlıcı / İslamcı çevreler Türkiye’de halifeliği yeniden ihya etmenin hayalini kuruyorlar. Sanıyorlar ki bir şekilde halifelik ihya edilirse bir Türk / Osmanlı halife olacak ve İslam dünyası yahut en azından Sünni dünya onun etrafında birleşecek...

Aymazlığın, tarih bilmezliğin hatta din bilmezliğin bu kadarı da ancak Neo Osmanlıcı bizim sözde Mankurt Müslümanlarda olur.

Zira Sünni Araplar dahi hiçbir zaman Osmanlı halifelerinin halifeliğini kabul etmediler. Osmanlı halifeleri Kureyş’ten olma şartını taşımıyorlardı. Tekraren ifade edelim ki, halifenin halife olabilmesi için geleneksel Sünniliğe göre mutlaka Arap olması ve Kureyş kabilesine mensup olması şarttır.

Hilafetin Yavuz’la birlikte Osmanlı’ya geçtiği görüşüne gelince...

Bu iddia da gerçeğe pek uygunluk arz etmiyor.

Zira Osmanlı halifeleri, halifelik sıfatını pek de önemsemediler. Hatta ilk dönem sözde Osmanlı halifeleri kendilerini halife olarak nitelemekten imtina ettiler. Zira halifelik, onlara göre pek de mühim bir sıfat değildi. Onlar sultan / padişah / kral idiler. Oysa halife denilen adamlar, yüzyıllarca bir devletin koruması altında yahut bir sultanın himayesi altında varlığını sürdüren “aciz” kimselerdi.

Nitekim Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in himayesine sığınan Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah’ın durumu malumdur. Yahut büyük Türk Moğol hakanı Hülagu’nun, halıya sarıp atlarına çiğneterek öldürdüğü hatta öncesinde dansöz kıyafeti giydirip oynattığı bir diğer Abbasi Halifesi olan Mustasım Billah’ın da hali tarihen sabittir.

Halifeler özellikle Abbasilerin son döneminden itibaren neredeyse zavallı addedilecek düzeyde bir konuma sahiptiler. Böylesi itibar kaybetmiş bir sıfatı kendilerine yakıştıramayan Osmanlı sultanları işte bu nedenle bu ünvanı kullanmaktan imtina ettiler. Osmanlılarda halife ünvanının kullanımı özellikle son dönem padişahları için söz konusudur. Onlar da daha ziyade savaşlar için asker temini söz konusu olduğunda İslam beldelerinden asker toplayabilmek için “Halife cihad ilan etti!” söylemiyle böylesi bir yola başvurdular.  

Ne var ki halife ve cihad kavramları dahi Sünni Arapları Osmanlı’dan yana olmaya yöneltemedi. Araplar, Sünni Müslüman Osmanlı yerine çoğunlukla Hıristiyan İngiliz ve Fransızları tercih ettiler.

Olası Türk halifeye günümüzde sadece Araplar değil diğer Sünni dünya da itibar etmez. Zira onlar da Emevî Selefî anlayışın yoğun etkisi altındalar. Emevî – Selefî – Vahhabî Sünnilik, Türkistan coğrafyasında bile etkili olmaya başladı. Yani Türk halifeyi Türkî Sünniler bile kabul etmez!

Şiî dünyasını söylemeye gerek bile yok.

Hal böyleyken halifelik sevdası ile yapılmak istenen nedir?

Bizim cahil ve dindar halkı uyutmak ve oylarını siyasi ranta tahvil etmektir.

Aslında Türkler samimi manada hiçbir zaman halifelik davası peşinde olmamışlardır. Zira onlar Kureyşîlik meselesine son derece vakıftılar. Türkler gerçekte halifelik denilen kurumu ya tepelemişler yahut da sözde himaye ederek aciz duruma düşürmüşlerdir.

En sonunda Yavuz halifeliğe tam anlamıyla son vermiş ve ardılları da onu zaman zaman kullanabilmek için kukla bir kuruma dönüştürmüştür.

Gerçek şu ki ne yapılırsa yapılsın; ulus devlet çağıyla birlikte halifelik ve benzeri sözde dinsel referanslı siyasal kurumlar geçmişin çöplüğüne atılmış olduğundan tarihin geriye götürülmesi mümkün değildir.

Boşa hayal kurulmasın ve hiç kimse kendisinin hayal ile aldatılmasına izin vermesin!

Konunun sonunda ilaveten bir hususa daha değinelim.

Başlangıçta Hazreti Muhammed’in halefi olmak anlamına gelen halifelik kurumu ne trajiktir ki bir zaman sonra peygamberin torunlarının başına bela olmuş bir kuruma evrilmiştir. Özellikle Kerbela katliamı ve sonrasında yüzyıllar boyunca yaşananlar bu bağlamda gerçekten ibretliktir. Halifeliğin tarihsel süreç içerisinde, peygamber soyundan gelenler için bir zulüm kaynağına dönüştüğü gerçeği pek çok olayla sabittir. Kerbela bunlardan sadece biri ve en acıklısıdır. İşte bu zulüm kaynağının kökünü kurutan Cumhuriyet devrimcilerini ve büyük Atatürk’ü bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Tarihin çöplüğüne atılan halifelik kurumunun bir daha dirilmesi imkansızdır.  

Dipnot:

  • Buhâri, Sahih, Ahkâm, 4; Müslim, Sahih, İmâre, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4, 185; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 1, 336, 4, 192.

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR 

cemil+kılıç cemil+kılıç+yazıları cemil+kılıç+makaleleri ilahiyatçı+yazar

Yorumlar (0)

Diğer Makaleler

Çok Okunanlar