Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar

Yeni İslam

Başta Türkiye olmak üzere bütün İslam dünyasının yeni bir İslam yorumuna ihtiyacı var. Zira cari İslam, yaralara merhem olmak şöyle dursun, her gün yeni yaralar açmaya devam ediyor. İslam toplumları bin türlü dertle / sorunla boğuşuyor.

Bu içerik 29 Mart 2017 23:24 tarihinde eklendi.

YENİ İSLAM

 

Başta Türkiye olmak üzere bütün İslam dünyasının yeni bir İslam yorumuna ihtiyacı var. Zira cari İslam, yaralara merhem olmak şöyle dursun, her gün yeni yaralar açmaya devam ediyor. İslam toplumları bin türlü dertle / sorunla boğuşuyor.

 

Savaşlar, çatışmalar, terör faaliyetleri, ölümler, yoksulluk, sömürü, nepotizm ve insan hakları ihlallerinin en koyusu…

 

İslam ülkeleriyle ilgili haberlerin büyük çoğunluğunda bunlar var.  Oysa İslam, barış demekti, huzur demekti, adalet demekti.  Müslüman toplumlar çölde suya duyulan hasret gibi barışa hasret, huzura hasret, adalete hasret…

 

Cari İslam’ın sebep olduğu tüm bu sorunları, İslam’ın kendisine asla mal edemeyiz.  Açıkça ifade edelim;  sorunların kaynağı sultanların nezdinde egemenler lehine yorumlanan cari İslam’dadır.

 

Cari İslam, yüzyıllardır geniş Müslüman kesimlerin aleyhine işlerken sultanlar / halifeler başta olmak üzere bir avuç seçkinin ise daima lehine işledi. Sultanları yaşatmak adına milyonlar ölüme sürüklendi. Devlet kutsandı ve tanrılaştırıldı.

 

İktidar sahiplerinin otoritesine itaat, Allah’a itaat gibi görüldü. İslam itikadı ters yüz edilerek sultanlar, halifeler,  krallar; “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi”  diye nitelendi. Hatta bu hususta peygambere atfen hadisler uyduruldu. Saray uleması dünyevi menfaat karşılığı Allah’ın dinini sultanların arzusuna göre yorumlayıp çarpıttı.

 

İtiraz dini olan İslam, itaat dinine dönüştürüldü. Başkaldırı dini olan İslam, kadercilik bağıyla pespaye bir boyun eğişin ideolojisi yapıldı. Zulme ve zalime isyan unutuldu. Her çeşit hak arayışı fitne etiketiyle damgalandı. Ölümler, sürgünler, cinayetler “İlahi takdir” denilerek aklanmaya çalışıldı. Hatta şehitlik kavramı, haksız ölümleri bile kutsamak için kullanılan bir maskeye dönüştü.

 

İslam, aklı önceleyen bir din iken nakil öne alındı. Yoksulu önceleyen bir din iken varsıl öne alındı. Kadını önceleyen bir din iken erkeğin lehine yorumlanarak erkek egemen bir hale getirildi. Halkı önceleyen bir din iken iktidar sahipleri öne alındı.

 

Bu apaçık bir sapma ve çıplak bir yozlaşma olarak vicdanları kanatmaya devam etti.

 

Zaman zaman bu cendereden çıkıp gerçek İslam’ı yeniden günyüzüne çıkarma gayretleri de oldu ama genel manzara hiçbir zaman değişmedi. Çölde bir vaha misali İslam toplumları kısa aralıklarla da olsa adil ve barışçıl düzenler kurup ara dönem denilebilecek devirler de yaşadı ama bunlar süreklilik kazanamadı.

 

Yeni bir İslam yorumuna duyulan ihtiyacın tespiti, kimilerince reformizm olarak değerlendirilip boğulmak istense de İslamî tecrübe bu konuda kendi kavramını aslında üretmiştir. Bu kavram tecdid kavramıdır. Tecdid, Arapçada yenileme manasına gelmektedir. Zamanla kaybolmaya yüz tutmuş özü ortaya çıkarıp yeniden idraklere ulaştırma hareketi olarak tecdid, İslamî yenilemenin anahtarıdır. Tecdid, dinî değerleri ve dinsel hükümleri, içinde yaşanan toplumun gereklerine göre yeniden yorumlama ve çağa uyarlama hareketidir. Bu işi deruhte edenlere de müceddid denilmektedir.

 

Bugün, İslam’ı günümüz dünyasına uyarlayacak, çağdaş toplumların gereklerine göre yeniden yorumlayacak “yenileyici / müceddid” beyinlere şiddetle ihtiyaç duyuluyor.

 

İslam tarihi büyük müceddidler doğurmuştur. Sözgelimi İslam peygamberinin vefatının üzerinden daha bir buçuk asırdan fazla bir zaman geçmemiş olmasına karşın Ebu Hanife gibi büyük bir müceddidin doğduğunu görüyoruz. Ebu Hanife, kendi dönemindeki cari İslam’a itirazını yükseltmiş, nakle ve sultana karşı aklı ve halkı önceleyen yeni bir İslam yorumu geliştirmiştir.

 

Peygamberimizin ahirete irtihalinden sonra adım adım ilerleyen saltanatçı, kabileci ve Arapçı İslam anlayışı, temelleri Halife Osman tarafından atılan nepotizm hastalığı altında kıvranırken, Ebu Hanife’nin akılcı dini yorumları şiddetle karşılanmış ve bu büyük müceddid, yaşamını zindanda işkencelere uğrayarak tamamlamıştır. Fakat düşüncelerinin etkisini kırmak egemenler için kolay olmamıştır. Sonunda Ebu Hanife’nin öğrencileri onun mirasını etkisizleştirerek sultanlara teslim olmuşlardır. Bugünkü Hanefilik işte bu sebeple Ebu Hanife’nin düşüncelerinin biçimlendirdiği bir Hanefilik değil sultanlarca satın alınmış bir Hanefiliktir.

 

Günümüzde özellikle Sünni dünyası açısından İslamî tecdidin besleneceği ana kaynak, Ebu Hanife olmalıdır. Ancak Ebu Hanife ile günümüz Hanefiliği asla birbirine karıştırılmamalı. Zira gerçek İslam ile cari İslam arasındaki bağ nasıl ki isim benzerliğinden öteye geçemiyorsa aynı durum Ebu Hanife ve cari Hanefilik için de söz konusudur.

 

Tecdid hareketinin besleneceği kaynak elbette ki Ebu Hanife ile sınırlı kalamaz. Ebu Hanife’nin buradaki konumu ve rolü öncü oluşudur. Onun açtığı kapının yeniden açılmasıdır yapılması gereken… Açılan kapıdan tarihte olduğu gibi bugün de pek çok müceddidin geçeceği muhakkaktır.

 

İslamî tecididin bir diğer kaynağı da ehlibeyt imamlarından Cafer – i Sadık’tır. İmam Cafer’in ilmî mirası canlandırılmalıdır. Hem Ebu Hanife hem de Cafer- i Sadık, yaptıkları ilmî çalışmalarla saltanatçı İslam’a karşı Muhammedî İslam’ı savunmuşlardır. Günümüz egemenlerinin de ideolojik ataları gibi, dini halka karşı çok iyi kullandıkları ortadadır. Bu egemenlerin İslam’ın sömürülmesi üzerine kurdukları iktidarlarını kaybetmeleri de yine İslamî bir hareketle gerçekleşecektir. Yeni İslamî hareket; dini, halkın lehine yorumlayan, akılcı ve bilimi esas alan bir hareket olmalıdır.

 

Ceberrut değil güler yüzlü…

 

Mezhepçi ayrımcılığa dayalı değil birleştirici ve kucaklayıcı…

 

Serveti ve zenginliği değil emeği önceleyen…

 

Egemenlerin hizmetinde değil ezilenlerin yanında…

 

Baskıcı değil özgürlükçü…

 

Cehennem korkusu üzerine kurulu değil cennet müjdesini öne çıkaran…

 

İnanca körü körüne bağlı değil onu aklın süzgecinden geçiren…

 

İbadetleri / ritüelleriyle değil ahlaki ilkeleriyle tanınan, tanıtılan…

 

Dini bir siyasal ideoloji olmaktan kurtarıp vicdanlara emanet eden…

 

Adaleti ve barışı her şeyden önemli gören…

 

Yeni bir İslam yorumunu ya üreteceğiz ya da hem Türkiye toplumu hem de bütün Müslüman toplumlar olarak sefalet içerisinde yaşamaya devam edeceğiz.

 

Anımsayalım; ne diyor bize Kur’an?

 

“…Li külli ecelin kitab / …Her zamanın bir hükmü vardır.” / Rad Suresi 38. Ayet.

 

 CEMİL KILIÇ  / İLAHİYATÇI YAZAR   

cemil+kılıç

cemil+kılıç+haberleri

DİĞER HABERLER

11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı ve namaz kılan her mümin her seferinde o sözlerin anlamıyla sarsılarak zalimlerin saptırdığı muharref İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın ilkeleriyle yeniden donanmalıdır.

15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından bir kez daha aynı ceza ile tecziye edilerek fiilen ihraç edilme noktasına getirildim.

15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ileri sürülen ve gizli olduğu söylenen bir rapordan hareketle tarikat ve cemaatlere ilişkin çeşitli değerlendirmeler, çözümlemeler, öneriler ve görüşler kamuoyunda bir hayli yer alıyor.

7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetlerin en azından bir kısmını deşifre etme amacıyla yazıldı. Kuşku yok ki bu alanda daha evvel yapılmış çok değerli çalışmalar var. Onlardan istifadeyle de gerçekleştirilen bu çalışmamız, son yıllarda yükselen dincilik hareketini, dinin temel değerlerini şaşmaz kıstas yaparak tahlil eden çalışmalardan biri olma hüviyetindedir.

13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik krize karşı dinle uyutuldu. Allah ile aldatmanın, Kur’an ile kandırmanın son sürümü denilebilecek yol ve yöntemler insafsızca kullanıldı.

17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir inanış vardır. Ancak birilerinin evliya gördüğünü bazıları eşkıya görebilir. Yani evliya olmak da topluluktan topluluğa değişir.

19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz mücadele etme dinidir. İslam; mazlumların, mağdurların, yoksulların dinidir. İslam, sevginin, saygının, dayanışmanın, birliğin dinidir.

5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi ile açığa alınan İlahiyatçı - Din kültürü öğretmeni üyemiz "Cemil Kılıç 'a Destek ve Dayanışma" gecemizde Tiyatro sanatçısı Utku Erişik geceye özel "1923 Aşkıyla Ufka Doğru" oyununu sergileyecek, Eğitim İş Korosu şarkılarıyla sahnede olacak, Cemil Kılıç söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak. 15 Mart’ta Büyükçekmece AKM'de gerçekleştirilecek bu anlamlı geceye katılım ücretsiz olup katılacak üyelerimizin 05321380755 no’lu telefona bilgi vermesi gerekmektedir.

2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Dinsel bilgiye doğrudan kendisi ulaşır. Böylece ulemanın eğip bükerek ve kendi süzgecinden geçirerek açıkladığı bilgilerin ham ve özgün haline vakıf olur. Bu da Kur’an’ın bir devrimci manifesto olarak oluşum tarihi ve zamanı çerçevesinde anlaşılıp yorumlanması gerçeğini zihinlere kazır. Bu kazıyış ruhbanlaşan ulema sınıfının egemenliğini de bir deprem gibi sarsıp yerle yeksan eder.