Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar

CEMİL KILIÇ YAZDI: ŞERİAT, ALLAH’IN KANUNLARI MIDIR?

Kerbela’da peygamber torunu Hazreti İmam Hüseyin’in boynunu kesen kılıç, şeriat kılıcıdır. Şimr adlı şeriat oğlanı bir katil tarafından kullanılan o kılıcı, Hüseyin’in boynunda düşünüp de şeriata karşı çıkmamak mümkün müdür? Böylesi bir şeriatı ancak Yezit’in köleleri savunur.

Bu içerik 31 Ocak 2018 13:58 tarihinde eklendi.

ŞERİAT,  ALLAH’IN KANUNLARI MIDIR?

 

Şeriat sözcüğü, dinci grupların pek sevdiği bir sözcüktür. Nitekim bu sözcük, tarihimizde pek çok dinci ayaklanmanın ve nümayişin sloganı olmuştur. Meşhur 31 Mart vakası da “Şeriat isterüz!” sloganı etrafında gerçekleşmişti.

Gerçek şu ki, Türk halkının önemli bir kesimi şeriat sözcüğüne ilişkin hâlâ olumlu duygular besliyor. Sanırım bu duygunun en dikkat çekici yansıması da “Şeriatın kestiği parmak acımaz!” sözüdür.

Şeriat sözcüğü etrafında oluşan / oluşturulan bu görece müspet atmosferi daha ziyade entelektüel birikimden ve yeterli tahsilden yoksun bulunan kesimlerde hissediyoruz.

Bununla birlikte toplumun geniş kesimlerince, şeriat kavramının doğru bilinmediği ve gereğince anlaşılmadığı da yalın bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Öte yandan şeriat kavramına ilişkin yanlış bilgi, sanılanın aksine dinci kesimde daha belirgin vaziyette. Hatta bu bilgisizliği yahut yanlış bilme halini zavallılık olarak nitelemek dahi mümkün. Öyle ki, bu zavallılık, şeriatı; Allah’ın kanunları olarak niteleyecek düzeyde bir faciaya kadar uzanıyor.

Gerçekten şeriat nedir?

Şeriat Allah’ın kanunları mıdır?

Önce bu sözcüğün sözlük anlamına bakalım.

Arapçada; kanun / yasa, hukuk ve töre gibi anlamlara gelen bu sözcük, bazen yol, yöntem anlamında da kullanılıyor. Yani Arapçada kanuna / yasaya / hukuka şeriat deniliyor. Bu kanun yahut hukuk kimin ve nerenin olursa olsun aynı adı alıyor. Sözgelimi Arapçada Roma Hukuku denilirken aynen şu ifade kullanılıyor: “Şeriat’ur-Ruman”

İlginç bir bilgi daha verelim; Arapçada orman kanunu denilirken de şeriat sözü kullanılmakta.

İşte Arapça orman kanunu: “Şeriat’ül- Ğâb” veya “Şeriat’ül – Ğâbeti”

Arapçada şeriat sözcüğü ile aynı kökten gelen “Şârî’” sözü de hem kanun koyan hem de ana yol / cadde anlamına geliyor.

Sözün özü Arapçada şeriat doğrudan doğruya Allah’ın kanunu / yasası anlamına gelmez. Her türlü yasaya, kanuna, hukuka şeriat denilir. İşte bu nedenledir ki şeriat denildiğinde Allah’ın kanunu / yasası manasını dayatmak kesinlikle bir Emevî zulmüdür. Emevîler kendi İslam öncesi Bedevi Arap geleneklerini bir kısım İslamî hükümlerle de ambalajlayarak şeriat adı altında Allah’a izafe edip bu kavramı Allah’ın kanunu anlamına gelecek şekilde yozlaştırdılar.

Oysa Tunus, Lübnan ve Cezayir gibi laik Arap devletlerinde de kanunlara / hukuka şeriat denilmektedir.

Türkçede kullandığımız meşru sözü de yasaya uygun olan / şeriata aykırı olmayan anlamındadır ki buradaki yasa ve şeriat, görüldüğü üzere dini refere etmeyen laik kanunlar da olabilmektedir.

Gerçeği görmek için şimdi de Kur’an’a bakalım.

Bazı ayetlerde (Danışma Bölümü 13 ve 21. Sözler / Şura Suresi 13 ve 21. Ayetler) fiil halindeki kullanımları dışında “şeriat” sözü gibi, aynı anlama gelen “şir’a” sözü de geçiyor.

Nitekim Sofra Bölümü 48. Sözde / Maide Suresi 48. Ayette şir’a sözünün yasa, yol ve yöntem anlamında kullanıldığını görüyoruz. Ama durun bir dakika! Ayette tek bir yasa, yol ve yöntemden bahsedilmiyor. Tam tersine her topluluk / toplum / ümmet için yasa, yol ve yöntemlerin olduğu ifade ediliyor. Yani bu ayetin bize öğrettiği; bütün toplumları kapsayan tek bir şeriatın mevcut olmadığı, farklı farklı şeriatların söz konusu olduğudur.

İşte o Kur’an sözünün / ayetin ilgili bölümü:

“... Sizden her biriniz için bir şeriat / yol ve yöntem koyduk. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı...”

Şeriat sözünün geçtiği bir diğer Kur’an ayeti de Diz Üstü Çökenler Bölümü 18. Sözdür. / Casiye Suresi 18. Ayettir. Ayette şeriat sözcüğü özgün haliyle geçiyor ve Hazreti Muhammed’e hitaben şöyle deniliyor:

“Sonra sana da, buyruğumuzla bir şeriat (yol, yöntem, yasa) verdik...”

Burada da İslam dininin temel inanç ve ahlak ilkeleri kastediliyor. Yoksa dinci grupların ileri sürdüğü gibi şeriat sözü burada da, değişmez, evrensel ilahi kanunlar anlamında kullanılmıyor.

Bu manayı kavramak için Sofra Bölümü 48. Söze / Maide Suresi 48. Ayete bir kez daha bakmak yeterli olacaktır. Ayrıca Diz Üstü Çökenler Bölümü 16 ve 17. Sözlerdeki / Casiye Suresi 16 ve 17. Ayetlerdeki ifadeler, 18. Sözdeki / 18. Ayetteki ifadeyle ilahî bir ceza hukukunun kastedilmediğini apaçık bir şekilde göstermektedir.

Nitekim Kur’an, değişmez ilahi ceza hükümleri vazetmediğini şu ayette ortaya koymaktadır:

“... Her zamanın bir hükmü vardır.” (Gök Gürültüsü Bölümü 38. Söz / Rad Suresi 38. Ayet)

Malum olduğu üzere, bu ayetten mülhem olsa gerek Mecelle’nin ana ilkesi olarak ifade edilen şu cümle hukukçularımızın diline pelesenk olmuştur:

“Ezmanın tegayyürü ile ahkamın tegayyürü inkar olunamaz!” / “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkar edilemez!”

Kur’an’da ve bazı hadislerde geçen bir kısım “had ve ta’zir cezalarını” Allah’ın değişmez ve evrensel şeriatı gibi kabul etmek, görüleceği üzere doğrudan doğruya Kur’an’a aykırıdır. Bunun bu şekilde kabul edilmesi aslında Kur’an’a rağmen bir şeriat icat etmektir. Bu icadın mucitleri de Emevi güdümlü bir kısım sözde ulemadır. 

Aynı durum kısas, aile hukuku, kölelik – cariyelik hukuku gibi konular için de geçerlidir. Bu gibi konulardaki hükümler tarihseldir. Kur’an’ın tarihsel ayetleri gerçeğine göz kapayamayız. Aksi halde IŞİD tarzı bir sözde ŞERİAT DEVLETİNİ savunmaktan başka bir çaremiz kalmaz. IŞİD’e kızmanın da bir gereği kalmaz. Dahası bu çağda bile köle ve cariye pazarlarını tabii görmemiz gerekir.

Şeriat sözünü İslam Hukuku olarak kullananlar da vardır. İslam Hukuku, denildiğinde tarihsel olarak dört ana Sünni Fıkıh ekolünün görüşleri kastedilmektedir. Ne var ki bu dört ana Sünni Fıkıh ekolü pek çok konuda birbirine zıt görüşlere sahiptirler. Hanefi, Şafii, Malikî ve Hanbeli adıyla anılan bu dört ekolün mevcudiyeti bile şeriatı Allah’ın değişmez ceza kanunu sanan cühelayı gülünçleştirmekte değil midir? (Bu dört ana Sünni ekolün dışında deyim yerindeyse beşinci mezhep olarak bir de Caferi Fıkhı vardır. Lakin Caferi Fıkhı yazımızın kapsamı dışında olduğundan bu noktada detaya yer vermek zait olacaktır. )

Yeri gelmişken hemen belirtelim ki Hanefi Fıkhı, Ebu Hanife’den çok onun öğrencilerinin fıkhıdır. Ebu Hanife’nin meşhur iki öğrencisi hocalarının tersine o günkü siyasi yönetimle iyi ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Mezheplerinin fıkhını da bu temelde oluşturmuşlardır.

Şeriat kavramına ilişkin söylememiz gereken birkaç kelam daha var.

İslam tarihindeki muhalif hareketlerin bu kavrama hiç de sıcak bakmadıklarını biliyoruz. Özellikle de sufî İslamî akımlar, şeriat sözünü çoğunlukla olumsuz anlamda kullanmışlardır. Zira savunduklar mistik / tasavvufi yorum ve görüşler şeriata aykırılıkla itham edilmiş ve bu sebeple pek çok Müslüman Sufî idam da dahil olmak üzere ağır cezalarla tecziye edilmişlerdir.

Bu noktada büyük Sufî ozan Yunus Emre’nin; “Şeriat oğlanları nice yol keser bana. Hakikat denizinde bahri oldum yüzerim.” sözünü anımsatmakta fayda görüyorum.

Şeriat oğlanlarının sicilleri kabarıktır.

Zeydîlik akımının kurucusu peygamber torunu İmam Zeyd’i işkence ederek öldürenler onlardır.

Seyyid Nesimî’nin derisini yüzerek katledenler onlardır.

Hallac – ı Mansur’un, “enelhak” çığlığını idam urganıyla boğan onlardır.

Şeyh Bedrettin’in cansız bedenini Serez Çarşısında günlerce urganda asılı bekletenler onlardır.

Pir Sultan Abdal’ı dar ağacına asan onlardır.

Saltanat için kardeş katline fetva veren onlardır.

Daha binlerce, on binlerce örnek var. Ama çok sarsıcı son bir kaç örnekle konumuzu bitirelim:

Kerbela’da peygamber torunu Hazreti İmam Hüseyin’in boynunu kesen kılıç, şeriat kılıcıdır. Şimr adlı şeriat oğlanı bir katil tarafından kullanılan o kılıcı, Hüseyin’in boynunda düşünüp de şeriata karşı çıkmamak mümkün müdür? Böylesi bir şeriatı ancak Yezit’in köleleri savunur.

Bir sabah Kufe sokaklarından bir sokakta, evinin önünde Hazreti Ali’nin bedenini yararak ona zehir zerkedip şehadetine yol açan hançer de şeriat hançeridir. Zira o hançeri tutan Haricî el, İmam Ali’yi Kur’an’ın hakemliğini yani sözde şeriatı kabul etmemekle itham eden eldi.

Ben bir cumhuriyet ilahiyatçısı olarak şeriata karşı nasıl mücadele etmem?

O şeriat ki Menemen’de, öğretmen asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başını kesen kör bıçaktır.

Gerçek şu ki şeriat, hâşâ Allah’ın kanunu değil, Muaviye ve Yezit gibi Emevî zalimlerinin Bedevi Arap geleneklerini İslam maskesiyle yeniden pazarladıkları taşeron bir kavramdır. 

Peki, Allah’ın kanunu yok mudur?

Elbette vardır.

Allah’ın kanunu; kayıtsız, şartsız adalet, kölelere hürriyet, tabiata saygı ve bilime sarılmaktır.

Allah’ın bütün evrene ve toplumlara egemen olan değişmez yasaları vardır. 

Kur’an, Allah’ın işte bu gerçek yasalarına “Sünnetullah” diyor.

Son sözümüz Zafer Bölümü 23. Sözün / Fetih Suresi 23. Ayetin Arapçası ve Türkçe çevirisi olsun:

“Ve len tecide lisünnetillahi tebdilâ!”

 “Sen, Allah’ın kanununda bir değişme bulamazsın!”

 

 

DİĞER HABERLER

11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı ve namaz kılan her mümin her seferinde o sözlerin anlamıyla sarsılarak zalimlerin saptırdığı muharref İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın ilkeleriyle yeniden donanmalıdır.

15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından bir kez daha aynı ceza ile tecziye edilerek fiilen ihraç edilme noktasına getirildim.

15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ileri sürülen ve gizli olduğu söylenen bir rapordan hareketle tarikat ve cemaatlere ilişkin çeşitli değerlendirmeler, çözümlemeler, öneriler ve görüşler kamuoyunda bir hayli yer alıyor.

7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetlerin en azından bir kısmını deşifre etme amacıyla yazıldı. Kuşku yok ki bu alanda daha evvel yapılmış çok değerli çalışmalar var. Onlardan istifadeyle de gerçekleştirilen bu çalışmamız, son yıllarda yükselen dincilik hareketini, dinin temel değerlerini şaşmaz kıstas yaparak tahlil eden çalışmalardan biri olma hüviyetindedir.

13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik krize karşı dinle uyutuldu. Allah ile aldatmanın, Kur’an ile kandırmanın son sürümü denilebilecek yol ve yöntemler insafsızca kullanıldı.

17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir inanış vardır. Ancak birilerinin evliya gördüğünü bazıları eşkıya görebilir. Yani evliya olmak da topluluktan topluluğa değişir.

19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz mücadele etme dinidir. İslam; mazlumların, mağdurların, yoksulların dinidir. İslam, sevginin, saygının, dayanışmanın, birliğin dinidir.

5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi ile açığa alınan İlahiyatçı - Din kültürü öğretmeni üyemiz "Cemil Kılıç 'a Destek ve Dayanışma" gecemizde Tiyatro sanatçısı Utku Erişik geceye özel "1923 Aşkıyla Ufka Doğru" oyununu sergileyecek, Eğitim İş Korosu şarkılarıyla sahnede olacak, Cemil Kılıç söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak. 15 Mart’ta Büyükçekmece AKM'de gerçekleştirilecek bu anlamlı geceye katılım ücretsiz olup katılacak üyelerimizin 05321380755 no’lu telefona bilgi vermesi gerekmektedir.

2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Dinsel bilgiye doğrudan kendisi ulaşır. Böylece ulemanın eğip bükerek ve kendi süzgecinden geçirerek açıkladığı bilgilerin ham ve özgün haline vakıf olur. Bu da Kur’an’ın bir devrimci manifesto olarak oluşum tarihi ve zamanı çerçevesinde anlaşılıp yorumlanması gerçeğini zihinlere kazır. Bu kazıyış ruhbanlaşan ulema sınıfının egemenliğini de bir deprem gibi sarsıp yerle yeksan eder.