Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar

CEMİL KILIÇ'IN KALEMİNDEN: KUR'AN KİMİN SÖZÜ?

İslam teolojisinin önemli tartışma konularından biri de Kur’an’ın kimin sözü olduğu meselesidir. Bu büyük bir kelamî ve felsefî tartışmadır. Kur’an’ın Tanrı sözü mü olduğu yoksa Tanrı’nın yaratması mı olduğu yani mahluk mu olduğu yönündeki bu münakaşa, bazı itikadî İslam ekollerinin oluşumunda rol oynamış çok şiddetli ve çok merkezî bir sorunu içermektedir.

Bu içerik 07 Ocak 2018 14:41 tarihinde eklendi.

Kur’an Kimin Sözü

İslam teolojisinin önemli tartışma konularından biri de Kur’an’ın kimin sözü olduğu meselesidir. Bu büyük bir kelamî ve felsefî tartışmadır. Kur’an’ın Tanrı sözü mü olduğu yoksa Tanrı’nın yaratması mı olduğu yani mahluk mu olduğu yönündeki bu münakaşa, bazı itikadî İslam ekollerinin oluşumunda rol oynamış çok şiddetli ve çok merkezî bir sorunu içermektedir.

Bu konu diğer itikadî tartışmalardan bağımsız düşünülemez. Meselenin idraki için en başta Allah tasavvuru ve uluhiyet inancını bilmek icap ediyor. Yani nasıl bir Allah inancı sorusu, Kur’an’ın Tanrı sözü olup olmadığı tartışmalarını belirleyen odak noktadır.

Fazla ayrıntıya girmeden ve konuyu bağlamından koparmadan Allah’ın sıfatları bahsinin kelam sıfatı maddesi özelinde izahımızı yapalım.

Allah’ın aşkınlığı / müteal oluşu inancını esas alan İslam ekolleri, aşkınlıkla bazı ilahî sıfatları uzlaştırmada itikadî bir tıkanıklığa düşmüşler ve birbirlerini tekfir etme / kafir ilan etme noktasına kadar savrulmuşlardır.

Daha da açacak olursak; Allah’ın aşkınlığı ile konuşma sıfatı (Kelam) arasındaki bağı tutarlı bir düşünsel ve inançsal zemine oturtmakta yaşadıkları sıkıntı, İslam ulemasını bir hayli meşgul etmiş; Kerramiye, Mutezile, Şia, Sünnilik ve bazı diğer ekoller arasında çok derin siyasi yansımaları da olan bir kakafoniye sebebiyet vermiştir.

 Allah konuşan bir varlık mıdır?

Konuşmak, Allah’ın varlığından ayrı bir özellik midir yoksa varlığının ayrılmaz bir unsuru mudur?

Allah’ın konuşma özelliği ezelî midir?

Bu sorular etrafında cereyan eden tartışmalar; şirk – tevhid karşıtlığı bağlamında, dahası kader inancıyla da ilişkilendirilerek son derece girift verilerle günümüze değin taşınmıştır. Bugün de Kur’an’ın Tanrı sözü olduğunu savunanlar olduğu gibi onun bir Tanrı yaratması / mahluk olduğuna inananlar da vardır.

Bilinmelidir ki, Hz. Muhammed’in döneminde “Halk’ul- Kur’an” yani Kur’an’ın mahluk olup olmadığı yönünde herhangi bir tartışma söz konusu değildi. O halde Muhammedî İslam anlayışı açısından aslında böyle bir meseleden bahsedilemez. Bunun yapay bir kelamî / felsefi tartışma olduğu aşikârdır.

İşte bu noktada biz, bu tartışmalardan vareste bir biçimde, başka bir uluhiyet inancını savunduğumuz gerçeğinden hareketle, meseleyi kendi açımızdan ele alacağız.

Kur’an’ın bazı ayetlerinde; onun insan sözü olmadığı ısrarla belirtilir. Hatta Kur’an’ın Hz. Muhammed’in kendi sözü olmadığı da vurgulanır. Bu konuda, o dönemde Hz. Muhammed’e yönelik ithamlara yanıtlar verildiği çok net bir biçimde anlaşılıyor.

Şu ayetlere bakalım:

“O bir şairin sözü değildir…” (Gerçekleşecek Olan Şey Bölümü 41. Söz / Hakka Suresi 41. Ayet)

“Yoksa onu kendisi mi uydurdu diyorlar?...” (Hud Bölümü 13. Söz / Hud Suresi 13. Ayet)

“Eğer o elçi bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık, sonra da onun can damarını koparırdık.” (Gerçekleşecek Olan şey Bölümü 44-45-46. Sözler / Hakka Suresi 44-45-46. Ayetler)

“Sen daha önceki kitapları okumuş değildin. Onları yazıyor da değildin. Öyle olsaydı yanlışın ardına düşenler elbette kuşkuya kapılırdı.” (Örümcek Bölümü 48. Söz / Ankebut Suresi 48. Ayet)

 Kur’an’da benzer başka sözler /ayetler de var. Bu ayetlerin doğru yorumlanması ve anlaşılması için vahiy kavramının doğru bilinmesi gerekir. Ayrıca aşkın Allah inancı yerine içkin Allah inancı kavramının özümsenmesi de lazımdır. Bizce yukarıdaki ayetler şu gerçeği açıklıyor:

Evet, Kur’an bir insan sözü değildir. Onu bir şair, bir bilge yahut sıradan başka biri söylemiş ve yazmış değildir. Lakin Kur’an, lafız olarak kesinlikle Hz. Muhammed’e aittir. Mananın sese ve söze dökülmüş hali bizzat Hz. Muhammed’in dilinde tecelli etmiştir. Kur’an, Hz. Muhammed’in kelamıdır. Kur’an’ın Allah kelamı olduğu yönündeki ifadeler bu gerçekle çelişmemektedir. Tam tersine gerçeği pekiştirme görevi görmektedir. Zira Allah dediğimiz gerçek ne bizden ne Hz. Muhammed’den ayrıdır. Allah varlıkta içkin olup ondan asla ayrı değildir.

Bir kez daha ifade edelim ki, Kur’an, Hz. Muhammed’in içine doğan vahyin onun dilinde kazandığı lafzî şekillerden mürekkeptir. Vahiy, Hz. Muhammed’in dilinde sese ve söze dönüşmüştür. Aksi düşünülemez. Kur’an’ı Hz. Muhammed’in diğer günlük, sıradan sözleri, konuşmaları gibi bir insan sözü biçiminde düşünemeyiz. Lakin onu vahyin insan sesi ve insan sözü şeklinde tecelli etmiş hali olarak kabul etmek de şarttır. Yani Kur’an, vahyin Hz. Muhammed’in içine doğduğu anlardaki sözleridir. Sıradan hallerindeki sözleri değildir. Bu işin imanî zemini budur. Bu zeminde durmak zorundayız.  Aksi halde Kur’an’ın lafzını putlaştırmış oluruz.

Gerçek şu ki Kur’an’da bu husus şu şekilde ortaya konulmaktadır:

“İnnehû lekavlu rasûlin keriym!”

“Kuşku yok ki o Kur’an, şerefli bir elçinin sözüdür!” (Gerçekleşecek Olan Şey Bölümü 40. Söz / Hakka Suresi 40. Ayet, Dürülme Bölümü 19. Söz / Tekvir Suresi 19. Ayet)

O elçi kimdir?

Kimileri der ki, o elçi Cebrail’dir. Oysa Cebrail diye ontolojik manada bir varlık yoktur. O, Allah’ın vahyetme gücünün simgesel ifadesinden başka bir şey değildir.

O halde o elçi bizzat Hz. Muhammed’dir.

Evet, Kur’an’ın sözleri, evrensel ve salt iyiliğin dahası fıtrî bilginin Hz. Muhammed’in içine doğan halidir. Bu hal kolayca teşekkül eden bir hal değildir. Bu konuyu vahiy kavramını incelediğimiz bir yazımızda şöyle açıklamıştık:

“…Vahyin gelişi yahut Muhammed peygamberin bilincinde açığa çıkışı ifadesi çok önemlidir. Evet, vahiy Hz. Muhammed’in bilincinde açığa çıkan, fıtrî bilgidir.

Hz. Muhammed’in bilinci ne demektir?

Bu sorunun yanıtını da yine Kur’an’da buluyoruz. Bir Kur’anî kavram olan “Sidret’ül – münteha” tabiri bu noktada bize kılavuzluk ediyor.

 

“Sidre”, ağaç demektir. “Münteha” ise son, son sınırdaki gibi manalara gelmektedir. Birlikte düşünüldüğünde “Sidret’ül – münteha” tabiri son ağaç, son sınırdaki ağaç demektir. Kastedilen ise varlığın zirve noktası / uç noktasıdır. İşte Hz. Muhammed’in kırk yaşına kadarki bütün yaşamı büyük bir düşünsel birikimle geçmiş ve bu birikim uç noktasına / zirve noktasına ulaşarak peygamberlik görevinin tezahürü ile ortaya çıkmış, fıtrî bilgi böylece onun bilincinin doruk noktasında, deyim yerindeyse bir infilak halinde zuhur etmiştir.

Nitekim Kur’an’da, Hz. Muhammed’in ilk vahyi alışı yahut ilk vahyin onun bilincinde açığa çıkması anlatılırken, “Sidret’ül- münteha” (son nokta, son ağaç) ifadesi kullanılarak şöyle denilmektedir:

“O sırada o (Hz. Muhammed), son noktadaydı. (Sidret’ül- münteha) Öyle ki sığınılacak Cennet onun yanındadır.”(Yıldız Bölümü / Necm Suresi 14- 15. Ayetler.)

 

Evet, vahiy Hz. Muhammed, bilincinin son noktasındayken açığa çıkmıştır. Vahiyle amaçlanan da insanlığın sığınacağı cennettir. İnsanlık içinde bulunduğu feci durumdan kurtulup vahiy sayesinde bir yere sığınacaktır. Sığınacağı o yer, cennettir. Cennet, fıtrata uygun yaşam tarzıdır ve bu yaşamın yaşandığı yerdir.

Hz. Muhammed, bilincinde açığa çıkan vahiyle içinde yaşadığı toplumu cehennemden kurtarmak ve cennete ulaştırmak istemiştir. Mekke toplumu bir cehennem hayatı yaşamaktaydı. Bundan kurtuluş ve fıtrata göre yani var oluş düzenine uygun bir yaşama kavuşmak ancak vahyin egemenliği sayesinde olacaktı. Hz. Muhammed insanları cennete çağırmıştır. Yani insan doğasına uygun bir yaşama davet etmiştir. Bu, onun kendini yapmakla yükümlü gördüğü peygamberliğinin bir gereği idi.

Son söz olarak; vahiy kesif düşünceden doğan fıtrî bilgidir. Bu bilgi peygamber bilincinin / aklının doruk noktasında tezahür eder. 

Vahiy, gaipten gelen, göklerden inen ve kanatlı bir melek tarafından getirilen bir haber değildir. Vahyin kaynağı doğrudan doğruya yaşamdır. İnsan aklının doruk noktasından insanlığa aktarılır. Aktaran da, muhtap olan da, Allah ile iç içe olan, onu şah damarından daha yakın bilen insandır.”

O halde gerçeği bir kez daha açığa çıkaralım:

Kur’an, sıradan bir insanın sözü değildir.

Kur’an, bir ozanın da sözü değildir.

Kur’an, herhangi bir bilgenin de sözü değildir.

Kur’an, Hz. Muhammed’in de sıradan halinin, günlük basit yaşantısının bir ürünü değildir.

Kur’an, evrensel ve salt iyiliğin, dahası fıtrî bilginin Hz. Muhammed’in bilincinde açığa çıkan, onun içine doğan halidir. Bu hal, onun sesi ve sözü olarak tecelli ettiğinden Kur’an’ı bizzat şerefli bir elçi olan Hz. Muhammed’in sözü olarak kabul etmek, Muhammedî İslam’ın iman boyutundaki kaçınılmaz ve yalın bir gerçeğidir.

Aslında bu gerçek, Yıldız Bölümü 3 ve 4. Sözlerde / Necm Suresi 3 ve 4. Ayetlerde apaçık bir biçimde dile getirilmektedir:

“O, konuştuğunda kendi kuruntusuna göre konuşmaz. Onun SÖYLEDİĞİ yalnızca ona bildirilenlerdir.”

Saygı ve esenlik olsun bize Kur’an’ı tebliğ eden o şerefli elçiye ve onun şerefli sözlerine…

 

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

DİĞER HABERLER

11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı ve namaz kılan her mümin her seferinde o sözlerin anlamıyla sarsılarak zalimlerin saptırdığı muharref İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın ilkeleriyle yeniden donanmalıdır.

15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından bir kez daha aynı ceza ile tecziye edilerek fiilen ihraç edilme noktasına getirildim.

15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ileri sürülen ve gizli olduğu söylenen bir rapordan hareketle tarikat ve cemaatlere ilişkin çeşitli değerlendirmeler, çözümlemeler, öneriler ve görüşler kamuoyunda bir hayli yer alıyor.

7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetlerin en azından bir kısmını deşifre etme amacıyla yazıldı. Kuşku yok ki bu alanda daha evvel yapılmış çok değerli çalışmalar var. Onlardan istifadeyle de gerçekleştirilen bu çalışmamız, son yıllarda yükselen dincilik hareketini, dinin temel değerlerini şaşmaz kıstas yaparak tahlil eden çalışmalardan biri olma hüviyetindedir.

13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik krize karşı dinle uyutuldu. Allah ile aldatmanın, Kur’an ile kandırmanın son sürümü denilebilecek yol ve yöntemler insafsızca kullanıldı.

17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir inanış vardır. Ancak birilerinin evliya gördüğünü bazıları eşkıya görebilir. Yani evliya olmak da topluluktan topluluğa değişir.

19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz mücadele etme dinidir. İslam; mazlumların, mağdurların, yoksulların dinidir. İslam, sevginin, saygının, dayanışmanın, birliğin dinidir.

5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi ile açığa alınan İlahiyatçı - Din kültürü öğretmeni üyemiz "Cemil Kılıç 'a Destek ve Dayanışma" gecemizde Tiyatro sanatçısı Utku Erişik geceye özel "1923 Aşkıyla Ufka Doğru" oyununu sergileyecek, Eğitim İş Korosu şarkılarıyla sahnede olacak, Cemil Kılıç söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak. 15 Mart’ta Büyükçekmece AKM'de gerçekleştirilecek bu anlamlı geceye katılım ücretsiz olup katılacak üyelerimizin 05321380755 no’lu telefona bilgi vermesi gerekmektedir.

2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Dinsel bilgiye doğrudan kendisi ulaşır. Böylece ulemanın eğip bükerek ve kendi süzgecinden geçirerek açıkladığı bilgilerin ham ve özgün haline vakıf olur. Bu da Kur’an’ın bir devrimci manifesto olarak oluşum tarihi ve zamanı çerçevesinde anlaşılıp yorumlanması gerçeğini zihinlere kazır. Bu kazıyış ruhbanlaşan ulema sınıfının egemenliğini de bir deprem gibi sarsıp yerle yeksan eder.