Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar

CEMİL KILIÇ YAZDI: Müftülere Nikah Kıyma Yetkisi İslam'a Aykırıdır!

Hükümet yasal bir düzenleme ile müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisi vermeye hazırlanıyor. Gerekçe olarak nikah işlerini kolaylaştırmayı öne sürüyor. Konunun çok yönlü tartışılması gerekirken, tasarıyı alelacele kanunlaştırma gayreti göze çarpıyor. Bu konu son derece hassas bir konu. Çok büyük yanlışlıkların yapılmakta olduğunu ortaya koymak adına konuya dair bir kaç hususa değinme gereği duyuyorum.

Bu içerik 05 Ekim 2017 16:39 tarihinde eklendi.

Müftülere Nikah Yetkisi İslam’a Aykırıdır

Hükümet yasal bir düzenleme ile müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisi vermeye hazırlanıyor. Gerekçe olarak nikah işlerini kolaylaştırmayı öne sürüyor.

Konunun çok yönlü tartışılması gerekirken, tasarıyı alelacele kanunlaştırma gayreti göze çarpıyor. Bu konu son derece hassas bir konu. Çok büyük yanlışlıkların yapılmakta olduğunu ortaya koymak adına konuya dair bir kaç hususa değinme gereği duyuyorum.

Hükümet müftülere verilecek yetkinin resmi nikah kıyma yetkisi olduğunu ve dinî nikah kıyma diye bir şeyin söz konusu olmadığını belirtmeye çalışıyor.

Bir kere baştan hata ediliyor. Zira nikahın dinîsi, gayri dinîsi olmaz.

Kim diyor bunu?

İslam diyor.

İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve hadis külliyatının hiçbir yerinde nikahın bu şekilde tasnif edilmesi söz konusu değildir.

İslam, gayri müslimlerin nikahlarını da meşru görür. Bu da göstermektedir ki, nikahın bir diğer ifadeyle İslamîsi, gayri İslamîsi olmaz, olamaz. Buna rağmen dinî nikah, İslamî nikah gibi bir tabir kullanmak apaçık bir biçimde İslam’a aykırılık içermektedir.

Müftülülere nikah kıyma yetkisi vermek, öteden beri halk arasında baş vurulan “imam nikahı” denen ucube törene meşruiyet kazandırmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Zira bu düpedüz bir “kutsama” faaliyetidir. Oysa İslam’da iş ve eylemlerin kutsanması diye bir şey asla yoktur. Kim ki var diyorsa, o, İslam’ı Hristiyan mitolojisine kurban etmeye çalışan gizli bir misyonerdir.

Nikah konusunda tüm mezhepler açısından İslam’ın ortaya koyduğu esaslar evrensel esaslardır.

Onlar da bellidir:

İcap, kabul ve şehadet...

Yani; bir kimse diğer bir kimseye talip olacak, evlenmek istediğini bildirecek, o kişi de bunu kabul edecek, bu duruma da en az iki kişi olmak üzere bir grup insan şahit olacak...

Geriye bir tek şey kalıyor; o da hukuksal ve toplumsal düzen açısından bu evliliğin kayıt altına alınması. Kayıt altına alacak kişinin de hür, aklî dengesi yerinde ve baliğ (ergenlik çağına ulaşmış) olması gerekiyor.

İşte nikah dediğimiz şey bundan ibarettir.

Ne bir törene gerek vardır, ne de bir duaya ve kutsanmaya...

Düğün ise, evlilikten duyulan sevincin ötesinde, yapılan nikahın kitlelere duyurulması yani şahitliğin daha geniş alana yayılması işlevini görmektedir. 

Yapılan her iş ve davranıştan sonra hayırlı olması yönünde dua etmek ise her bireyin kendi yapacağı bir iş olup bu konuda her hangi bir törensel işleme ve dinsel makama kesinlikle gerek yoktur.

Ne var ki İslam’da yani aslında arı duru İslam’da yahut bizim deyimimizle Muhammedî İslam’da olmamasına rağmen nikaha dinsellik yüklenmiş ve yüzyıllar boyunca süren din dışı bir gelenek olmak üzere müftü, imam, hoca vb. sözde din adamlarınca nikah kıyma uygulaması, nikahın dualanması yani bir diğer ifadeyle kutsanması gibi büyük bir hurafe ihdas edilmiştir.

Bu hurafe, Hristiyanların nikahlarını kilisede kutsatma geleneğini çağrıştırmaktadır.

Müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, onları bu bakımdan zamanla Hristiyan din adamlarına benzetecek ve yüzyıllardır süren, sözde İslamî nikah denen hurafeye meşruiyet kazandıracaktır. Bu da bir nevi, İslam’ı Hristiyanlaştırmak demektir.

Papazlar nikah kıyabiliyor da müftüler niye kıyamasın, diye sormak cahilcedir. Zira böylesi bir kıyas tekraren ifade edelim ki, müftüleri papazlaştrmaya, İslam’ı da Hristiyanlaştırmaya çalışmanın apaçık bir göstergesidir.

Laik Cumhuriyetimizin bir uygulaması olarak, belediye memurlarına ve muhtarlara nikah kıydırmak ve nikahı onlar eliyle kayıt altına aldırmak, İslamî açıdan hiçbir mahsur taşımayan bir işlemdir. Tam tersine son derece doğru, isabetli ve çağdaş bir uygulama olarak herkesin savunması gereken güzel bir yol ve yöntemdir.

Gerçek şu ki, müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, bir süre sonra nikah kıyma yetkisi bulunan bütün diğer görevlileri devreden tümüyle çıkaracak ve imam nikahı uygulamasında olduğu gibi müftüye kıydırılmayan nikahın sözde dinî anlamda ve haşa Allah katında geçerli olmayacağı yönündeki hurafeyi güçlendirip yaygınlaştıracaktır. Bu ise, görkemli Muhammedî İslam ağacına bir balta daha vurmak anlamına gelecektir.

Kendi nikahı sırasında hiçbir dinsel törene ve sözde dinsel makama başvurmayan, yalnızca laik devletimizin kanunları çerçevesinde hareket eden biri olarak belirteyim ki, müftülere nikah kıyma yetkisi vermek, bu halkı bir kez daha bölmekle sonuçlanacaktır.

Alevi – Sünni ayrımı gibi laik – laik olmayan ayrımı belirginleşecek, toplumsal fay hatları daha da tehlikeli bir hale gelecektir.

Müftüye nikah kıydırmayanların nikahlarının geçersiz olduğu yönündeki saçma ve insanlık dışı yaklaşım, topluma pompalanacak ve laik yurttaşlarımız üzerinde bir baskı aracına dönüşecektir. Hatta sözde dini otoriteye kıydırılmayan nikahlar sonucunda yaşanan cinsel birlikteliklerin aslında zina olduğu, bu birlikteliklerden doğan çocukların da veled – i zina olduğu düşüncesi topluma egemen kılınmaya çalışılacaktır. Bu son derece tehlikeli bir iştir.

Osmanlı döneminde bazı şeyhülislamlarca Alevilere / Kızılbaşlara yönelik olarak verilen sözde fetvalarda belirtilen o iğrenç hükmü anımsatmak isterim. Ne diyordu o fetvalarda?

Kızılbaşların nikahları batıldır yani geçersizdir...

Dolayısıyla o nikahlardan doğan çocuklar da haşa “veled – i zina” kabul ediliyordu.  

İşte meselenin maalesef böylesine acı tarihsel kökleri var.

Öte yandan müftülere nikah kıyma yetkisi, çocuk yaşta evlilikleri de yaygınlaştıracaktır. Pek çok müftü ve din görevlisi resmi kayıt altına almadan, kayıt dışı nikahlar kıyacak, resmi evlenme yaşına gelinceye değin pek çok çocuk evlilik yaşamına başlayacaktır.

Bu yetki aynı zamanda çok eşliliğin de önünü açacaktır. Resmi anlamda kayıtlarda bir eşi görülenler, müftü ve diğer din görevlilerine kayıt dışı olarak 2., 3., 4. eş almak için nikah kıydıracaklardır.

Tüm bunlar çok kısa sürede inanılmaz oranda büyük toplumsal sorunlara yol açacaktır. Bu sebeple bu yanlış yoldan bir an önce dönülmelidir.

Konuyu noktalarken, müftülere / müftülklere nikah kıyma yetkisinin verilmesinin, en başta ve her şeyden önce İslam’a aykırı olduğunu söyleyecek bütün cesur ilahiyatçıları ve bütün din bilginlerini göreve çağırıyorum.

 

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

 

 

DİĞER HABERLER

11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı ve namaz kılan her mümin her seferinde o sözlerin anlamıyla sarsılarak zalimlerin saptırdığı muharref İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın ilkeleriyle yeniden donanmalıdır.

15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından bir kez daha aynı ceza ile tecziye edilerek fiilen ihraç edilme noktasına getirildim.

15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ileri sürülen ve gizli olduğu söylenen bir rapordan hareketle tarikat ve cemaatlere ilişkin çeşitli değerlendirmeler, çözümlemeler, öneriler ve görüşler kamuoyunda bir hayli yer alıyor.

7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetlerin en azından bir kısmını deşifre etme amacıyla yazıldı. Kuşku yok ki bu alanda daha evvel yapılmış çok değerli çalışmalar var. Onlardan istifadeyle de gerçekleştirilen bu çalışmamız, son yıllarda yükselen dincilik hareketini, dinin temel değerlerini şaşmaz kıstas yaparak tahlil eden çalışmalardan biri olma hüviyetindedir.

13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik krize karşı dinle uyutuldu. Allah ile aldatmanın, Kur’an ile kandırmanın son sürümü denilebilecek yol ve yöntemler insafsızca kullanıldı.

17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir inanış vardır. Ancak birilerinin evliya gördüğünü bazıları eşkıya görebilir. Yani evliya olmak da topluluktan topluluğa değişir.

19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz mücadele etme dinidir. İslam; mazlumların, mağdurların, yoksulların dinidir. İslam, sevginin, saygının, dayanışmanın, birliğin dinidir.

5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi ile açığa alınan İlahiyatçı - Din kültürü öğretmeni üyemiz "Cemil Kılıç 'a Destek ve Dayanışma" gecemizde Tiyatro sanatçısı Utku Erişik geceye özel "1923 Aşkıyla Ufka Doğru" oyununu sergileyecek, Eğitim İş Korosu şarkılarıyla sahnede olacak, Cemil Kılıç söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak. 15 Mart’ta Büyükçekmece AKM'de gerçekleştirilecek bu anlamlı geceye katılım ücretsiz olup katılacak üyelerimizin 05321380755 no’lu telefona bilgi vermesi gerekmektedir.

2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Dinsel bilgiye doğrudan kendisi ulaşır. Böylece ulemanın eğip bükerek ve kendi süzgecinden geçirerek açıkladığı bilgilerin ham ve özgün haline vakıf olur. Bu da Kur’an’ın bir devrimci manifesto olarak oluşum tarihi ve zamanı çerçevesinde anlaşılıp yorumlanması gerçeğini zihinlere kazır. Bu kazıyış ruhbanlaşan ulema sınıfının egemenliğini de bir deprem gibi sarsıp yerle yeksan eder.