Cemil KILIÇ - İlahiyatçı Yazar

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Taslak Müfredatı Hakkında Değerlendirme

Milli Eğitim Bakanlığı zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin taslak müfredatını açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla açıklanan taslak, ders müfredatının son hali değil. Gelecek önerilere göre son şekli verilecek. Fakat ne öneri gelirse gelsin müfredatta anlamlı bir değişikliğin olacağını sanmıyorum.

Bu içerik 25 Temmuz 2017 23:36 tarihinde eklendi.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Taslak Müfredatı Hakkında Değerlendirme

 

Milli Eğitim Bakanlığı zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin taslak müfredatını açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla açıklanan taslak, ders müfredatının son hali değil. Gelecek önerilere göre son şekli verilecek. Fakat ne öneri gelirse gelsin müfredatta anlamlı bir değişikliğin olacağını sanmıyorum.

Taslak müfredat, evvelki müfredatlardan daha mezhepçi ve daha ümmetçi bir anlayışla hazırlanmış görünüyor. Sözgelimi CİHAD bir ibadet olarak müfredata konulmuş. Yani cihad, yeni müfredata göre tıpkı namaz gibi, oruç gibi bir ibadet olarak görülmektedir. Böylece namaz kılsan da, oruç tutsan da aynı zamanda cihad etmiyorsan ibadetlerini tamamlamış olmayacaksın gibi bir anlayışa zemin oluşturulmuştur.

En başta taslağın geneli hakkında bir değerlendirme yapacak olursak; tıpkı seçimli dini derslerin müfredatında olduğu gibi bu dersin de müfredatında laiklik ve cumhuriyet değerleri göz ardı edilmiştir. Oysa müfredatın ve bu dersin amaçlarının en başında yer alması gereken husus laiklik ilkesidir. Zira Milli Eğitim Temel Kanunu bunu vaz etmektedir. Her ne kadar açıklamalar bölümünde bu kanuna göre ve laiklik ilkesine göre davranıldığı ifade edilse de müfredatın hazırlanmasında hiçbir biçimde laiklik dikkate alınmamıştır.

Taslak müfredatı her sınıf düzeyinde incelediğimizde karşımıza çıkanlar şunlardır:

Dördüncü Sınıf

Taslak müfredatta yer alan ünite adları; Günlük Hayatta Dini İfadeler, Dinle İlgili Temel Kavramlar, Hz. Muhammed’i Tanıyalım, Din ve Temizlik şeklindedir.

Bu sınıf düzeyinde Sünnilik dışında hiçbir mezhebe ve inanca yer verilmediği görülüyor.

Günlük Hayatta Dini İfadeler ünitesinde Alevi kurumlarının talebine rağmen; dualarda kullanılan “bismişah” sözünün ve “amin” yerine söylenen “Allah Allah” sözünün ders müfredatına konulmadığı görülüyor.

Ünitede; besmele, hamd ve şükür, tekbir, salavat, selam gibi sözcüklerin yanısıra “Kelime – i Tevhid” ve “ Kelime – i Şehadet” kavramları da yer alıyor. Ancak açıklama ve kazanım ksımında Kelime – i Şehadet ve Kelime – i Tevhid’de Alevi ve Şiilerin söylediği; “Aliyyen veliyyullah” ifadesine değinilmiyor ve bu ifadenin dördüncü sınıf müfredatına alınmadığı görülüyor.

Dördüncü sınıfta bazı duaların müfredata konulduğu görülmekle birlikte hiçbir Alevi Bektaşi duasına / gülbengine yer verilmiyor.

“Hz. Muhammed’i Tanıyalım” adlı ünitede de Sünni anlayış doğrultusunda bir peygamber algısının esas alındığı anlaşılıyor. Ancak deyim yerindeyse “yasak savma kabilinden” ehlibeyt kavramına yer verildiği ve Kevser Suresi’nin Alevi ve Şii yorumundan bahsedildiği Kazanım ve Açıklamalar ksımında göze çarpıyor.

Görüleceği üzere dördüncü sınıf müfredatı tamamen Sünni anlayış doğrultusunda hazırlanmıştır. Alevilik Bektaşilik ve Şiilikle ilgili olduğu düşünülen hususlar da özellikle Sünni anlayışın da reddetmediği konulardan seçilmiş. Yani Sünni bakış açısı burada da hakim unsur olmuştur.

 

Beşinci Sınıf

Bu sınıf düzeyine de koyu bir Sünni anlayış egemendir. Yine yasak savma kabilinden olmak üzere dua konusu işlenirken Alevi Bektaşi dua örneklerine yer verileceği açıklama kısmında belirtilmekle birlikte hiçbir dua örneği açıkça ifade edilmiş değildir. İlginç olan bir diğer nokta da yer verileceği belirtilen Alevi Bektaşi dua örnekleri de “Kültürümüzde Dua Örnekleri” başlığı altında konu edilmiştir. Sünni anlayış açısından dualar için “kültür”  tabiri kullanılmazken, Alevilik ve Bektaşilik için daima kültür ifadesi kullanılmaktadır. Bu da Aleviliğin bir inanç olarak değil de kültürel – folklorik bir unsur olarak görüldüğünün bir göstergesidir. Nitekim Alevilikteki Muharrem Orucu uygulaması da yine “Kültürümüzde Muharrem Orucu ve Aşure” başlığı altında ele alınmıştır. Ne ilginç ki Muharrem orucunun sözde işlendiği ünitenin adı da “Ramazan ve Oruç” adını taşıyor. Yani Muharrem orucu bile Ramazan’la birlikte ele alınıyor. Ayrıca Muhrrem orucunun farz değil de nafile bir oruç olduğu açıklamalar kısmında belirtiliyor. Bu ifade tam bir Sünni bakış açısını yansıtıyor. Zira Muharrem orucu Alevilikte farz hükmündedir. Sünnilikte ise nafiledir.

Görüleceği üzere beşinci sınıf müfredatına da Sünni anlayış hakim durumdadır. Gerek dördüncü sınf gerekse beşinci sınıf müfredatında AİHM kararlarının hiç dikkate alınmadığı görülüyor.

 

Altıncı Sınıf

Bu sınıf düzeyinde de Sünni inanç ve uygulamalarI esas alınmış durumdadır. Nitekim ibadetlerle ilgili ünitede namaz ibadetine yer verilmiş ve bu konuda Şii / Caferi uygulamalara değinilmemiştir. Yalnızca ezandaki bir farklılığa temas edilerek konu geçiştirilmiştir. Zaten bu konu da benim AİHM’e sunduğum raporda yer alan bir konuydu. Ezan konusu işlenirken Caferi uygulamaya neden yer verilmediğini sormuştum.

İbadet konusunun işlendiği ünitede bir ibadet olarak Alevi Bektaşi cem ibadetlerine hiç değinilmemiş olduğu görülüyor. Yine ifade edelim ki, bu sınıf düzeyinde de AİHM karalarının ve Alevi kurumlarının talepleri hiç dikkate alınmamıştır.

 

Yedinci Sınıf

Bu sınıf düzeyinde de işlenen konular yine Sünni anlayış doğrultusunda ele alınmış durumda. AİHM kararları yine görmezden gelinmiş.

Kader ve Kaza ünitesinde Alevi Bektaşi, Şii ve Mutezile düşüncesi yok farzedilmiş, yalnızca Sünnilik (Eş’arilik ve Maturudilik ) esas alınmış.  Nitekim öncei sınıflarda öğretilmesi istenen “Amentü” duası zaten kader konusundaki Sünni anlayışı yansıtan ifadeleri içermektedir.

İslam Düşüncesinde Yorumlar başlıklı ünitede Alevilik, tasavvufi yorum başlığı altında ve Sünni tarikatlarla birlikte verilerek bir tarikat düzeyine indirgenmiştir. Cem ibadeti için ibadet ifadesi kullanılmamıştır. Semah ibadet olarak belirtilmemiştir. Muharrem ve Hızır oruçları da  farz ibadet tanımlamasıyla anlatılmamıştır.

Cemevinden ibadethane olarak bahsedilmeyip sadece “yer” olarak bahsedilmiştir.

Sekizinci Sınıf

Bu sınıf düzeyinde özellikle Din ve Hayat başlıklı ünitede din ve hayat arasındaki ilişki ümmetçi ideoloji doğrultusunda işlenmiştir. Dinin toplum hayatına koyduğu kurallardan bahsedilmektedir. Bu da dine göre şekillenen bir toplumsal yaşamın hedeflendiğini göstermektedir. Oysa laiklik ilkesi çerçevesinde  din özel yaşamın konusudur.

Hz. Muhammed başlıklı ünitede peygamberimiz sadece Sünni bakış açısıyla ele alınmıştır. Alevi Bektaşi ve Şii peygamber algısı yok farzedilmiştir. Şii hadis kaynaklarına hiç gönderme yapılmamıştır.

Ahiret Hayatı başlıklı ünitede de Alevilikteki eskatolojik duruma hiç değinilmemiştir. Tenasüh, devriye gibi inanışlar yok farzedilmiştir.

Anadolu’da İslam başlıklı ünitede, milletimizin İslam anlayışının oluşmasında etkili gönül erenleri başlığı altında, Türklerin İslam’a girişinde etkili olan 12 İmamlardan İmam Ali Rıza’ya hiç değinilmemiştir.  İslam’ın Anadolu ve Balkanlarda yayılmasında etkili olan Alevilik ve Bektaşilik müfredatta kendine yer bulamamıştır.

İlk ve ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin taslak müfredatında her sınıf düzeyinde namaz sureleri öğretildiği halde  Alevi Bektaşi dualarına hiç yer verilmemiştir.

Evvelki programda yer alan Atatürk’ün Laiklik Anlayışı vb.  Atatürkçülükle ilgili konular tamamen kaldırılmıştır. Taslak müfredatta laiklikle ilgili hiçbir konu kendine yer bulamamıştır. Oysa Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin temel amaçlarından biri öğrencilere laiklik düşüncesinin öğretmektir.

 

Dokuzuncu Sınıf

İslamda İbdetler ünitesinde sadece Sünni İslam inancının ibadetlerine yer verilmiş, hatta CİHAD da ibadet olarak müfredata konulmuştur. Bu, IŞİD vb. anlayışların zemin kazanmasına sebep olacak bir yanlış tercihtir.

Bu sınıf düzeyinde de Atatürkçülük ve laiklikle iligili bütün konular kaldırılmıştır.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile ilgili AİHM kararları hiç dikkate alınmadığı gibi eski müfredattan da daha koyu bir mezhepçi anlayış müfredata egemen olmuştur.

 

Onuncu Sınıf

Allah İnsan İlişkisi adlı ünitede Allah inancının ele alınışında Sünni egemen inanç doğrultusunda Müteal Tanrı kavramı esas alınmış, İslam mistisizmindeki ve Alevilikteki Mündemiç Allah Kavramı ise görmezden gelinmiştir. Aslında bütün sınıf düzeylerinde Allah inancı sadece müteal anlayış doğrultusunda işlenmiştir. Bu da müfredatın mezhepçi kimliğini belirginleştiren en önemli unsurlardan biridir.

İslam Düşüncesinde Yorumlar başlığı altında Fıkhi Yorumlar alt başlığında evvelki müfredatta yer alan Caferilik konusu taslak programdan çıkarılmıştır. Caferilik yok farzedilmiştir. Her ne kadar açıklamalar bölümünde Caferilikten de bahsedilecektir, denilse de caferilik müfredatta bir konu başlığı olarak yer alamamıştır. Aynı şekilde Zeydilik de müfredatta bir konu başlığı olarak yer almamaktadır.

Selefilik; Sünnilik (Ehli Sünnet) başlığı altında ele alınarak sahiplenilmiş böylece Selefiliğin; Vahhabilik, İhvanı Müslimiyn vb. türevlerine de kapı açılmıştır. Bu da Sünni radikalizmine zemin kazandırma amacını açıkça yansıtmaktadır. Her ne kadar açıklamalar bölümünde Sünni radikal grupların istismar faaliyetlerinin anlatılacağı ve bu grupların Selefilik yorumlarının yanlışlığının vurgulanacağı berlitilse de bunuN kağıt üzerinde kalacağı aşikardır. Zira öğretmenler nedeniyle sınıf ortamına tam tersi bir anlayışın egemen olacağı bellidir. 

Ayrıca yine bu sınıf dÜzeyinde de Atatürkçülük ve Laiklikle ilgili evvelki yıllarda yer alan konular müfredattan tümüyle kaldırılmıştır. Fakat bununla birlikte İslam Medeniyeti, İslam Toplumu, İslam ve Hukuk gibi ifadeler müfredatta sıkça yer almaktadır. Bu da laik bir devlet yapısından dini devlete gidiş arzusunu ve ümmet esaslı bir toplum modelinin hedeflendiğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

 

 

Onbirinci Sınıf

Dünya ve Ahiret adlı ünitede cenaze namazı sadece Sünni mezhebİne göre işlenmiştir. Alevilikteki ve Şiilikteki cenaze uygulamaları bir konu başlığı olarak kendine yer bulamamıştır. Açıklamalar bölümünde Alevi Bektaşi kültüründe cenaze uğurlama geleneklerine de değinileceği belirtilse de bununla ilgili bir konu ihdas edilmemiştir. Üstelik Alevilik ve Bektaşilik yine bir inanç olarak değil de “kültür” olarak tanımlanmıştır.

“Kur’an’a Göre Hz. Muhammed” başlıklı ünitede başlıkla uyumlu olmamasına rağmen hadis kaynakları konusu ihdas edilmiş ve üstelik Şii hadis kaynaklarına hiçbir atıf yapılmamıştır. Oysa Sünni hadis kaynakları (Kütübü tis’a) açıkça belirtilmiştir.

Din ve Hayat adlı ünitede İnançla İlgili Felfesi Yaklaşımlar başlığı altında , deizm, ateizm, sekülerizm, agnostisizm gibi felsefi düşünceler, hurafe ve batıl inanışlar konusu ile aynı ünite içinde verilerek öğrencilerin zihninde deist, ateist ve agnostiklere karşı olumsuz bir düşünce inşasına çalışılmış; deist, ateist ve agnostiklere yönelik bir itibar saldırısı yapılmıştır.

Yahudilik ve Hristiyanlık için iki ayrı ünite tahsis edilmiş, böylece AİHM karalarına karşı bir müdafaa zemini yaratılmak istenmiştir. Ama AİHM’de dava açanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar değil Alevilerdi. Alevilikle ilgili konuları koymamak için Yahudilik ve Hristiyanlığa daha çok yer açılmıştır.  Yani Yahudilik ve Hristiyanlığın Alevilikten daha muteber olduğu şeklinde geçmişteki radikal Emevi düşüncesine dayalı taassubî anlayış müfredata bilerek ya da bilmeyerek yansıtılmıştır.

Bu sınıf düzeyinde de laiklik ve Atatürkçülükle ilgili konular müfredattan kaldırılmıştır.

 

Onikinci Sınıf

Bu sınıf düzeyinde laiklikle ilgili kısa bir konunun konulduğu görülüyor. Oysa evvelki müfredatta her sınıf düzeyinde laiklikle ve Atatürkçülükle ilgili ünite seviyesinde konular vardı.

İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar adlı ünitede Alevilik ve Bektaşilik, yine Sünni tarikatlarda bir arada el alınmış ve böylece Alevilik bir Sünni tarikat düzeyine indigenmiştir. Ayrıca Alevilikle ilgili ibadetler gelenek, kültür gibi ifadelerle tanımlanmıştır.  Alevi ibadetlerine hiçbir yerde açıkça ibadet denilmemiştir. Aynı şekilde cemevi de ibadethane olarak tanımlanmamış, “erkan yeri” biçiminde ifade edilmiştir.

Bu sınıf düzeyinde ilk defa olmak üzere, Türk Ortodoks Kilisesi’ne, Yezidiliğe, Bahailiğe değinilmiş, Hinduizm ve Budizm gibi Uzakdoğu dinlerine geniş yer ayrılmıştır.

Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümeniklik iddiası da müfredata konulmuştur.

Henüz konuların metinleri yayınlanmadığından bu konuların metinlerde nasıl işleneceği belli değildir.

Ayrıca yine ifade edelim ki, bu sınıf düzeyinde de Atatürkçülükle ilgili konular kaldırılmıştır.

Tekrar ifade edelim bu müfredat bir taslaktır. Henüz müfredatın kesin ve son hali yayınlanmamıştır. Lakin anlamlı bir değişikliğin olacağını beklemek pek mümkün görünmüyor.

 

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

EĞİTİM İŞ İSTANBUL 4 NOLU ŞUBE EĞİTİM SEKRETERİ

cemil+kılıç

cemil+kılıç+haberleri

DİĞER HABERLER

11.10.2019 19:32:05

Müşrik Emevî Namazına Karşı Muhammedî Namaz!

Biz yine ısrarla belirtiyoruz ki namazda Kur’an’ın en devrimci, en sarsıcı, en başkaldırıcı sözleri / ayetleri okunmalı ve namaz kılan her mümin her seferinde o sözlerin anlamıyla sarsılarak zalimlerin saptırdığı muharref İslam’a karşı devrimci Muhammedî İslam’ın ilkeleriyle yeniden donanmalıdır.

15.9.2019 23:09:20

MEB, Salı Günü Beni Kamudan İhraç ediyor!

Hakkımda yürütülen soruşturmalarla önce iki kez Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile tecziye edildim. Ardından bir kez daha aynı ceza ile tecziye edilerek fiilen ihraç edilme noktasına getirildim.

15.8.2019 14:23:14

677 SAYILI YASA GEREĞİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KÖKÜ KAZINMALI

Bugünlerde Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar hakkında sıkça haberler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ileri sürülen ve gizli olduğu söylenen bir rapordan hareketle tarikat ve cemaatlere ilişkin çeşitli değerlendirmeler, çözümlemeler, öneriler ve görüşler kamuoyunda bir hayli yer alıyor.

7.7.2019 22:56:30

KUR'AN İLE ALDATMAK Kitabımıza İlişkin Birkaç Söz

“İslam’a Kurulan Pusu: Kur’an İle Aldatmak” adını verdiğimiz bu kitap, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetlerin en azından bir kısmını deşifre etme amacıyla yazıldı. Kuşku yok ki bu alanda daha evvel yapılmış çok değerli çalışmalar var. Onlardan istifadeyle de gerçekleştirilen bu çalışmamız, son yıllarda yükselen dincilik hareketini, dinin temel değerlerini şaşmaz kıstas yaparak tahlil eden çalışmalardan biri olma hüviyetindedir.

13.6.2019 11:47:59

KUR'AN İLE ALDATMAK kitabımız çıktı!

Kitabımızın tam adı: İSLAM'A KURULAN PUSU; KUR'AN İLE ALDATMAK... Yayınevi; KIRMIZI KEDİ...

20.4.2019 10:38:40

31 Mart Seçimleri ve Kültürel Müslümanlık

Gerçek şu ki 31 Mart seçimlerinde dinsel değerlerin istismarı sanılandan da daha çok etkili oldu. Kitleler ekonomik krize karşı dinle uyutuldu. Allah ile aldatmanın, Kur’an ile kandırmanın son sürümü denilebilecek yol ve yöntemler insafsızca kullanıldı.

17.4.2019 10:52:25

ŞEYTANIN EVLİYASI

Evliya denildiğinde Türkçede hemen akla olumlu bir mana gelir. Hatta evliya olmak herkesin harcı değildir, şeklinde bir inanış vardır. Ancak birilerinin evliya gördüğünü bazıları eşkıya görebilir. Yani evliya olmak da topluluktan topluluğa değişir.

19.3.2019 21:38:50

İSLAM'A KURULAN PUSU

İslam Hakk’ın son dinidir. İslam; adalet, barış ve kardeşlik dinidir. İslam; iyiliği egemen kılma ve kötülükle tavizsiz mücadele etme dinidir. İslam; mazlumların, mağdurların, yoksulların dinidir. İslam, sevginin, saygının, dayanışmanın, birliğin dinidir.

5.3.2019 12:43:58

DAYANIŞMA GECESİ...

İSTANBUL EĞİTİM İŞ 3 NOLU ŞUBEDEN ÇAĞRI... "Dayanışma ve Moral Gecemize Davetlisiniz. " Akit' in hedef göstermesi ile açığa alınan İlahiyatçı - Din kültürü öğretmeni üyemiz "Cemil Kılıç 'a Destek ve Dayanışma" gecemizde Tiyatro sanatçısı Utku Erişik geceye özel "1923 Aşkıyla Ufka Doğru" oyununu sergileyecek, Eğitim İş Korosu şarkılarıyla sahnede olacak, Cemil Kılıç söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak. 15 Mart’ta Büyükçekmece AKM'de gerçekleştirilecek bu anlamlı geceye katılım ücretsiz olup katılacak üyelerimizin 05321380755 no’lu telefona bilgi vermesi gerekmektedir.

2.3.2019 13:29:19

KUR'AN OKUYAN KİŞİ NE KAZANIR?

Kur’an okuyan kişi her şeyden önce din adına ahkâm kesen sözde ulemanın dinsel bilgi üzerine kurduğu tekeli parçalar. Dinsel bilgiye doğrudan kendisi ulaşır. Böylece ulemanın eğip bükerek ve kendi süzgecinden geçirerek açıkladığı bilgilerin ham ve özgün haline vakıf olur. Bu da Kur’an’ın bir devrimci manifesto olarak oluşum tarihi ve zamanı çerçevesinde anlaşılıp yorumlanması gerçeğini zihinlere kazır. Bu kazıyış ruhbanlaşan ulema sınıfının egemenliğini de bir deprem gibi sarsıp yerle yeksan eder.